İngilizce Yaygın Konuşma Kalıpları ve Anlamları

They abide in Ankara. Ankara’ da kalıyorlar (oturuyorlar).
I cannot abide you. Sana tahammül edemem (edemiyorum).
I was awake. Uyanıktım.
Are you being helped? Size bakan var mı (yardim ediliyor mu)?
Being unhappy won’t help you. üzülmekle eline bir şey geçmez.
I do not like being told lie. Bana yalan söylenilmesinden hoşlanmam.
Do not be scared of being different. Farklı olmaktan korkmayın.
If I study, I don’t like being disturbed. Çalışırken rahatsız edilmeyi sevmem.
It won’t bear your weight. Senin ağırlığını kaldırmaz.
A hungry bear does not dance. Aç ayı oynamaz.
I’ve become so tired. Çok yoruldum.
When can I begin? Ne zaman başlayabilirim?
When does the meeting begin? Toplantı ne zaman başlıyor?
Which month does your school begin? Okulun hangi ay başlıyor?
What do you usually buy? Genellikle ne satın alırsın?
May I buy you one cup of coffee? Size bir kahve ısmarlayabilir miyim?
I can’t decide which to buy. Hangisini alacağıma karar veremiyorum.
It’s cheap enough to buy. Satın alınacak kadar ucuz.
Can I go? Gidebilir miyim?
Can you hold? Bekleyebilir misiniz?
I can go back. Geri dönebilirim.
Can I help you? Size yardım edebilir miyim?
Can I pay cash? Nakit ödeyebilir miyim?
Can we charge it? Kredi kartı ile alabilir miyiz?
What can I say? Ne söyleyebilirim?
What can I say now Şimdi ne diyebilirim
As you can see, .. Görebildiğin üzere; Gördüğün(üz) gibi ..
I can’t breathe. Nefes alamıyorum.
Can you help me? Bana yardım edebilir misin?
What can happen? Ne olabilir?
Can we go there? Oraya gidebilir miyiz?
When can we meet? Ne zaman görüşebiliriz?
When can you come? Ne zaman gelebilirsin?
Where can I find it? Nerede bulabilirim?
I can’t hear you. Sizi duyamıyorum.
You can’t miss it. Bulamamana imkan yok.
You can’t miss it. Kaçırmana imkan yok.
Where can we meet? Nerede görüşebiliriz?
Can we walk there? Yürüyerek gidebilir miyiz?
Can I book a room? Bir oda ayırabilir miyim?
Can I suggest this? Size bunu önerebilir miyim?
You can bet on it! Ne demezsin !
I’m what I can do. Ne yapabiliyorsam oyum.
I wonder if you can. Yapabilir misin merak ediyorum.
Anything we can do? Yapabileceğimiz bir şey var mı?
You can go and ask. Gidip sorabilirsiniz.
But how can that be? Ama bu nasıl olabilir ki?
Can I call you back? Seni daha sonra arayabilir miyim?
Anybody can do this. Bunu kim olsa yapabilir.
Anything can happen? Her şey olabilir.
How can I learn more? Daha fazlasını nasıl öğrenebilirim?
This can’t be the end. Bu son olamaz.
I’m doing well. İyi gidiyor.
What are you doing? Ne yapıyorsun?
What do you like doing? Nelerden hoşlanırsınız?
I’m doing my homework. ödevimi yapıyorum.
What are you doing in there? Orada ne arıyorsun?
What are you doing tonight? Bu akşam ne yapıyorsun?
I’ll be doing my best. Elimden geleni yapıyor olacağım
I’m above doing such things. öyle şeylere tenezzül etmem.
You are doing much better today. Bugün çok daha iyisin.
I’m doing everything I should have. Yapmam gereken her şeyi yapıyorum.
What do you think you’re doing? Sen ne yaptığını zannediyorsun?
It seems that by doing this I’ve made a big mistake. Bunu yapmakla büyük bir hata işlemişim.
Come find me Gel bul beni
You should find a way out. çözüm bulman gerekir.
So, you’re just giving up? Pes mi ediyorsun yani?
I’m giving up on everything. Her seyden vazgeçiyorum.
It’s getting late. Saat geç olmaya başlıyor.
I’m getting angry. Kızmaya başlıyorum.
I’m getting breakfast. Kahvaltı yapıyorum.
I’m just getting started. Daha yeni başlıyorum.
I hate getting up early. Erken kalkmaktan nefret ediyorum.
It’s getting on my nerves. Sinirlerime dokunuyor.
Aren’t we eating? Yemiyor muyuz?
What are we eating? Ne yiyoruz?
What are you drinking? Ne içersiniz?
Going my way? Yolumuz aynı mı?
How’s it going? Nasıl gidiyor? Ne var ne yok?
What’s going on? Sorun nedir?
It is going to rain Yağmur yağacak.
Where are you going? Nereye gidiyorsunuz?
How are things going? İşler nasıl gidiyor?
It’s all going wrong. Herşey ters gidiyor.
What’s going on there? Neler oluyor orada?
Things are going well. İşler iyi gidiyor.
I’m not going anywhere. Hiçbir yere gitmiyorum.
It s going to carry on. Bu böyle devam edecek.
Watch where you’re going. Nereye gittiğine dikkat et.
I think I should be going. Sanırım gitsem iyi olur.
It is going on four o’clock. Saat dörde geliyor.
What about going to concert? Konsere gitmeye ne dersin?
How about going to a movie? Film izlemeye gidelim mi?
Whom are you going to invite? Kimin davet edeceksin?
Is this really going to happen? Bakalım bu iş olacak mı?
I’m not going to say it again. Bunu bir daha söylemeyeceğim.
Continue anyway. Devam et.
It doesn’t’ matter anyway Önemli değil zaten.
There’s nothing else better to do anyway. Zaten yapacak daha iyi bir şey yok.
Follow you purpose. Amacınıza sadık kalın.
You did it on purpose. Bunu bilerek yaptın.
What’s the purpose of your visit? Ziyaretinizin amacı nedir?
I will let you know as soon as I figure out. Öğrenir öğrenmez seni bilgilendireceğim.
As plain as two and two make four. İki kere ikinin dört etmesi kadar basit.
As plain as the nose on a man’s face. Gün gibi ortada.
No charge. Para istemez.
Give in charge. işi kabul et.
Who is in charge? Kim yetkili?
Charge before use. Kullanmadan önce şarj ediniz.
Is there an admission charge? Giriş ücreti var mı?
He is in charge of the office. Ofisten o sorumlu.
How much do you charge per days? Günlük tarife nedir?
With your favour Sayenizde.
Could you do me a favour please?
You have to confess everything. Her şeyi itiraf etmeniz gerekir (etmelisiniz).
There’s no hope. Hiç umut yok.
Hope this helps. Umarım bu işini görür.
I hope you are well. Umarım iyisindir.
All my hope is gone Bütün umudum yitip gitti.
Hope it passes soon. İnşallah kısa zamanda geçer.
Hope to see you asap. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle.
I hope I could help you. Umarım yardımcı olabilmişimdir.
Let us hope for the best. Hayırlısı olsun.
I hope we will be on time. Umarım yetişiriz.
I hope everything goes well. Kolay gelsin.
I hope you feel better soon. Umarım en kısa zamanda kendini daha iyi hissedersin.
Never quit certainty for hope. Asla umudunu kaybetme.
Anybody can do this. Bunu kim olsa yapabilir.
I have faith that we will see each other all the time. Her zaman görüşeceğimize inancım olacak.
Do you understand? Anlıyor musun?
I don’t understand. Anlamadım.
I can’t understand. Anlayamıyorum.
I still don’t understand. Hala anlamıyorum.
As far as I understand.. Anladığım kadarıyla,
Please try to understand. Lütfen anlamayı dene.
If you can understand me, then I can understand you Eğer sen beni anlayabilirsen, O zaman ben de seni anlayabilirim.
I know it’s hard to understand. Biliyorum o zor anlaşılır.
I cannot understand what you speak. Ne konuştuğunuzu anlayamıyorum.
You’re talking too quickly to understand. Anlaşılamayacak kadar hızlı konuşuyorsun.
Maybe when time goes by you’ll understand. Belki zaman geçtikçe anlarsın.
I’m going to stay here for one day. Burada bir gün kalacağım.
Are you going to be praying for me? Benim için dua edecek misin?
I don’t feel like going out to night. Bu gece canım dışarı çıkmak istemiyor.
There’s not much more going on today. Bugün pek bir şey olduğu yok.
You been keeping cool? İyi misin?
Keeping cool. Bomba gibiyim.
Keeping myself busy. Uğraşıyoruz işte.
Keeping out of trouble. Bir sıkıntım yok.
I’m keeping busy as always. Her zamanki gibi meşgulüm.
I’m holding on your rope. Senin ipinle kuyuya iniyorum.
Who are you holding for? Kimi bekliyorsunuz?
Whom are you holding for? Kimi bekliyordunuz?
For whom are you holding? Kiminle konuşmayı bekliyordunuz?
You know.. Anlarsın ya ..
I don’t know. Bilmiyorum.
As you know. Bildiğiniz gibi..
You may know Belki biliyorsun(uz),
You know what? Sana birşey söyleyeyim mi?
How do you know.. ..’ı/u nereden tanıyorsun?
All that l know Bildigim bir şey.
I don’t know how Nasıl olduğunu bilmiyorum
I don’t know why. Sebebini bilmiyorum.
‘Cause you know, çünkü biliyorsun
I don’t know yet. Kesin bilmiyorum.
I don’t know why. Bilmiyorum neden.
I feel I know you Seni tanıdığımı hissediyorum.
I don’t even know. Ben bile bilmiyorum.
I know who you are. Kim olduğunu biliyorum.
You think you know. Bildiğini sanıyorsun
How was I to know? Nasıl bilebilirdim ki?
I want you to know. Bilmeni istiyorum.
I know him/her by name. Onu ismen tanıyorum.
Since I know myself.. Kendimi bildim bileli ..
I know the truth now. Şimdi gerçeği biliyorum.
I know all about it. Tüm ayrıntıları biliyorum.
Tell me what you know. Bana ne bildiğini söyle.
I know I let you down. Biliyorum seni hayal kırıklığına uğrattım.
Is anybody here I know? Burda bildiğim birisi var mı?
You should know by now. Şimdiye kadar bilmen gerekiyordu.
I know a little Italian. Biraz İtalyanca biliyorum.
And we know it very well. Ve ikimiz de bunu çok iyi biliyoruz.
Don’t know what to decide. Bilmem ne karar verdin ?
I don’t know what I said. Ne söylediğimi bilmiyorum.
Do you know how to drive? Şoförlüğün var mı?
I think we all know that. Sanırım hepimiz bunları biliyoruz.
I think you ought to know. Bence biliyor olmalısın.
I have the right to know. Bilmeye hakkim var; bana söylemelisin.
I know him since long ago. Onu uzun zaman öncesinden tanırım.
Leave me alone. Beni yalnız bırak.
Leave as is. Aynen bırak.
Leave it to me. Bana bırak.
He took his leave. Veda etti.
He took French leave. Sıvıştı.
By/with your leave. izninizle.
And if you have to leave, Ve eğer gitmek zorundaysan,
I’ll leave when I wanna.. İstediğim zaman ayrılacağım.
When does the bus leave? Otobüs ne zaman kalkıyor?
Come now, let’s leave this. Gel, bu işten vazgeçelim.
It’ll be best to leave early. Erken ayrılmak en iyisi.
I will leave, when she comes. O gelince ben gideceğim.
May I please leave the table? Ben kalkabilir miyim?
When does the next flight leave? Bir sonraki uçuş ne zaman?
I wish that you would just leave. Hemen gitmeni dilerim.
Would you like to leave a message? Bir mesaj bırakmak ister misiniz?
I’ve got to leave straight away. Hemen çıkmam lazım.
I’m about to leave my house. Evden çıkmak üzereyim.
Where about did I leave my pen? Tükenmez kalemimi nereye bıraktım?
Whatever happens I’ll leave it all to chance. Ne olursa olsun tamamen şansa bırakacağım.
Let me go. Bırak da gideyim.(Gitmeme izin ver)
Let’s go! Hadi gidelim
Let me see. Bir bakayım.
Let you go. Gitmene izin veriyorum.
Let me stay. Kalmama izin ver.
Let me alone. Git işine.
Let him alone. Bırak ne hali varsa görsün.
Let well alone. Bırak burnunu sokma. (Bırak karışma.)
Just let it go. Boşver gitsin.
Let’s get moving! Haydi gidelim!
Let me page her/him. Onu çağırayım.
Let yourself down. Bırakma kendini.
Let me have a look. Hmm, bir bakalım.
Let’s go somewhere. Bir yere gidelim.
I never let you down. Seni asla hayal kırıklığına uğratmam.
I know I let you down Biliyorum seni hayal kırıklığını uğrattım
Let me call you later. Ben seni sonra arayayım.
Let’s get this over with. Bu işi bitirelim.
Let us hope for the best. Hayırlısı olsun.
I can’t let you do that. Bunu yapmana izin veremem.
Don’t let it get you down. Aldırma, kafayı takma. Seni üzmesine izin verme.
Don’t let chances pass by. Gelen fırsatları kaçırma.
Let’s drop this discussion. Bu tartışmaya son verelim.
Come now, let’s leave this. Gel, bu işten vazgeçelim.
I don’t mean it. Onu demek istemedim, onu kasdetmedim.
What do you mean? Ne demek istedin?
What does it mean? Bu ne anlama geliyor?
Didn’t’ mean to hurt you. Seni incitmek istememiştim.
What does it mean to you? Senin için ne ifade ediyor?
What’s that supposed to mean? Bunun anlamı ne?
What is this supposed to mean? Bu ne demek şimdi?
How could you take what I said to mean this? Söylediklerimden bunu nasıl çıkardın?
Shall we meet? Tanışalım mı?
When can we meet? Ne zaman görüşebiliriz?
Where can we meet? Nerede görüşebiliriz?
Nice to meet you. Tanıştığımıza memnun oldum.
I’m happy to meet you. Tanıştığımıza memnun oldum.
When can we meet again? Tekrar ne zaman buluşabiliriz?
What a surprise to meet you here! Seni burada görmek ne sürpriz!
We often meet big problems about this subject. Bu konuda çoğu kez büyük sorunlarla karşılaşırız.
It’s my mistake. Bu benim hatam.
I made a mistake. Hata yaptım.
I made a mistake, sorry. Bir hata yaptım, özür dilerim.
It was a dreadful mistake. Korkunç bir hataydı.
There seems to be a mistake. Bir yanlışlık var gibi gözüküyor.
It was my mistake, but I didn’t do it deliberately. Benim hatamdı. Ama kasten yapmadım.
Can I pay cash? Nakit ödeyebilir miyim?
How much did you pay? Ne kadar ödedin?
I will pay by credit card. Kredi kartıyla ödeyeceğim.
Do I have to pay a surcharge? Ayrıca para ödemem gerekiyor mu?
We would like to pay separately. Ayrı ayrı ödeyeceğiz.
How much money did you pay for this? Bunun için kaç para verdin?
Pay attention to the following matters. Aşağıdaki hususlara dikkat ediniz.
Put it there. Oraya koy.
Put that away! Onu bir yere kaldır!
Put it all in one bill. Hepsini birlikte hesaplayın.
As I say Dediğim gibi ..
As you say Dediğiniz gibi..
I dare say, Diyebilirim ki, ..
I must say.. Söylemem gerekir ki..
Do as I say. Dediğim gibi yap.
That is to say,, söylemek gerekiyorsa, ..
I have to say,, Belirtmeliyim ki, ..
I dare not say. Söylemeye cesaret edemiyorum.
I’m glad to say (I’m happy to say) .. ; sevinerek söylüyorum ( ki)..
I’m sorry to say; üzülerek söylüyorum ( ki)..
What can I say? Ne söyleyebilirim?
Need I say why? Nedenini söylememe gerek var mı?
You don’t say so. Amma da yaptın ha!
You don’t say so? Sahi mi söylüyorsun?
What can I say now? Şimdi ne diyebilirim?
Let me say something. Birşey diyecegim.
Don’t need to say much. Fazla söze ne gerek!
Did anyone say something? Biri birşey mi dedi?
Overrated, I should say. Bence abartılmış.
Whom may I say is calling? Kim arıyor diyeyim?
What a wicked thing to say! Söylemek için ne kadar kötü bir şey!
Just popped in to say hello! Bir merhaba demek için uğradım.
Understand the things I say. Söylediklerimi anlayın.
I’ve got nothing to say. Söyleyecek hiçbirşeyim yok.
I don’t know how to say. Nasıl söylesem bilemiyorum.
I’m not going to say it again. Bunu bir daha söylemeyeceğim.
You’d better believe what I say. Söylediğime inansan iyi edersin.
I didn’t say anything like that. Öyle birşey demedim.
Don’t try to tell me what to say. Bana ne söyleyeceğimi anlatmaya çalışma.
This is the time to say good bye. Şimdi elveda deme zamanı.
Need I say more? Başka bir şey söylemeye gerek var mı?
I would like to say hello to all. Hepinize merhaba demek istiyorum.
Say three sentences about yourself. Kendinizden üç cümle ile bahsedin.
It doesn’t’ matter for me what you say. Ne dediğin benim için önemli değil.
Don’t say I didn’t warn you. Uyarmadı deme.

Editör

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım... Haydi bakalım