Ne zaman bir doğum günü muhabbeti olsa Teoman’dan Paramparça çalar. Bu sene bende çalmadı. Zira ne bardaydım, ne babamın öldüğü yaştaydım. Kelimelerinde ağzımda büyümediğini farkettiğimden dedim ki bize yine Katatonia, Metallica, Nirvana yolları gözükür. Keza öyle de oldu.

Artık skorbordumda 30 rakamını görmüş birisi olarak, yaşlandığımı (en azından ruhen) anlıyorum. İfadem de hala aynı 10 yıllık kararsızlık yer alsada, şarap misali bassak da ayaklarımız üzerine, 20′li yaşlar bitti artık be. Evrilmenin 3. kuşağındayım. Niburada selamler eder, alayınızın gözlerinden öperim.

Doğum günümü bilmez kimse ve ben de duyurmak istemem zaten. Bilinmesin. Sadece merhabadan öteye geçmeyen nicelerin gelip de “canım nice yıllara” demelerini çekemeyenlerdenim.

Nitekim kendi halimde, Plaza Nil ile, evde ailem ile bir doğmuşluk gününü sonlandırdı. Ek olarak yine her zamanki gibi Nihal Yavrunoviç’im beni canı gönülden kutlamıştır. Eminim ki forumda da kutlayanlar da vardı ama daha bakamadım. Şimdiden her birine teşekkür ederim.

Ne yazayım, bu kadarı yeter. Doğdum ve yaşamaya devam ediyorum.

Haydi bakalım…

Serkan Çakmak
Continue reading »

 

Fenerbahçe 0 – 1 Kuddusi Müftüoğlu

Dünkü maç, Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlundayız. Fenerbahçemizin rakibi Bursaspor. Son 10 maçını kazanan bir Fenerbahçe, ligin 2. yarısında tel tel dökülen bir Bursaspor. İyi bir mücadele ve galibiyet bekliyoruz. Bir yere kadar her şey güzel, ancak sahada inanılmaz yanlışlar var.

Öncelikle kendimizden başlamamız lazım. Aykut Kocaman’ın kafasına sanırım yine maçtan önce saksı falan düştü. Böylesine bir maça ne sağ kanat, ne sol kanat olmadan çıkardı takımı. Emre Belözoğlunun yokluğunda göbeğe Mehmet Topuzu çeken Aykut, yabancı kontenjanı nedeniyle de sahaya ne Dia’yı sürebildi, ne de Stoch’u. Sol kanada top taşıyamayan, her aldığı topu ezen, sadece ayağına ceza sahası içinde top gelirse gol yapan Niang’ı diken Aykut; sağ kanada da koşan ama sadece boş koşan, top ezen, sürekli geriye oynayan, taraftarı deli eden Özer’i monte etmişti. 2 kanadından yoksun Fenerbahçe de göbekte Christian’ın da topu ileri taşımadığı düşünülürse, kısır bir futbol ortaya çıktı.

Oyunu kendi yarı sahasında kabul eden, 11 kişi ile “aman gol yemeyelim, kontra çıkarsak atarız” diyen Bursaspor da olunca oyun içinden çıkılmaz bir hale döndü. Fenerbahçe oyuna başlaması gereken 11′e de 82. dakikada kavuşunca kabul edersiniz ki sonuç değişmedi.

Alındığından beri kenara bir türlü çekilmeyen bir Niang var. Her pozisyonda yerde. Bu çocuk ya çok güçsüz ya da Fransa’da futbol böyle oynanıyor diyor insan. Sol kanadı felç eden bir forvet vardı sahada. Yaklaşık 80 dakika tüm sol kanadı koşan ve iyi oynayan Santos’un oyundan alınması da bir diğer hataydı. Yabancı kontenjanı madem bu kadar sıkıntılı, sol kanada neden Uğur Boral gibi bir yerli yeteneği koymadın diye de insanın sorası geliyor. Hiç bir işe yaramayan Özer Hurmacı’ya tanınan şans bu yetenekli oyuncuya neden tanınmıyor? Oynatmayacaksak eğer, çocuğu da köreltmeyelim satalım. Para da eder.

Bir diğer konuda Guiza ve Stoch hakkında. Neden harcanıyor bu oyuncular? Bunlar hep düşündürücü sorular.

Gelelim hakemlere. Maçın yan hakemleri evlere şenlikken, asıl eğlence Kuddusi Müftüoğlu’ydu. Çok bariz bir penaltıyı es geçen Kuddusi, düdükten sonra topa vuran Ozan İpek’i ikinci sarıdan oyundan atamaması bir diğer komediydi. Ligde bir Lugano, bir Selçuk, bir Emre’ye kartlar daha hareket etmeden çıkıyorken, rakiplerin bu derece kollanması çok şaşırtıcı değil mi? Bunca hatadan sonra MHK’nın bu hakeme kalkıp yeniden maç verecek olması da ödül niteliğinde sanırım.

Arkalarına aldıkları hakem desteği sayesinde “Fenerbahçe’yi elimizden kaçırdık, 2 puan kaybettik, hakem 2. yarı Fenerbahçe’ye çalıştı” diyen Bursasporlular da sanırım maçı izlemeyenler arasında. Ama tüm bunları geçelim, maçtan sonra Bursaspor tribünlerinin “Şampiyon Trabzonspor” diye tempo tutması bambaşka bir soru işaretiydi.

Bir başka takımın şampiyonluğundan, galibiyetinden keyif alan, daha Türkçe’siyle “elin sikiyle gerdeğe girmek”ten bu kadar keyif alan bir toplum sanırım dünya üzerinde yoktur. Ligde şaibe yoktur diyenler, haftalardır Trabzonspor maçlarına bakmalıdır. Son örneğini Gençlerbirliği maçında gördük. Fenerbahçe – Gençlerbirliği maçı öncesi bazı rakip takım oyuncularının “bugün trabzonspor için oynayacağız, inşallah şampiyon olurlar” deyip, 1 hafta sonraki Trabzon maçında da sahada ruh gibi gezinip önde oldukları maçı verdiklerini unutmayalım.

Ligde artık şampiyonluk şansı pek kalmayan ve şampiyonun Trabzonspor olmasını dileyen Bursapor ve taraftarlarının, 27. haftadaki Trabzonspor – Bursaspor maçını da vereceklerinden eminim.

Trabzonspor büyük kulüp falan değildir. Büyük kulüp bu ülkede Fenerbahçe’dir, Beşiktaş’tır, Galatasaray’dır. Bu kafayla, bu zihniyetle hiç bir kulüp de büyük olamayacaktır. Son 2 senedir 3 büyük kulübün üzerine oynanan oyunlar, maçlarındaki saçma sapan kararları herkes görmektedir. Ciddi hakem hataları ile 3 kulübün kaybettiği puanlar ve maçlar bellidir.

Kimsenin telaşı olmasın. Kupa bu sene İstanbulda kalacaktır.

Unutmadan: Şampiyon olunur, mümkündür. Fenerbahçe olunmaz. Anlayamayan andavallara meali de : Bu ülkede şampiyon olunur. Bir şekilde olursunuz. Ama büyük kulüp olamazsınız. O bambaşka bir şeydir.

Anlayana sazın, anlamayana davul tokmağım…

Serkan Çakmak – Araştırmacı / Seviştirmeci Gazeteci.

Continue reading »

 

Zaman Değişti, Yeni Pompa Vakti

Biliriz ki pompa mühendisi erkek familyasıdır. Ama vampir çarkında işler bambaşka bir boyuta taşınmış. Edward denen totoroviç kişisel zevkleri uğruna kendisine Bella’nın pompalamasını istemiş. Rivayetler bu yöndeydi. Araştırmacı ve seviştirmeci ruhumuzla çıktık yola bir kere, yattık pusuya. 2376452783542 bin liralık süper ekstra mega zoom ve 8712358175641241827 pixel’lik fotoğraf makinesiyle avlandık bir gün sonunda.

İşte Edward, işte bella ve işte POMPA….

sERKAN çAKMAK – Araştırmacı / Seviştirmeci Gazeteci

Büyük Pompa

Büyük Pompa

 

Başörtüsü Meselesi

Kaynağımız : http://www.facebook.com/Basortuluyuz

üzerine tepiklemek gerekti. Zira başörtüsü kisvesi altında gerek milli, gerek insani duyguları sömüren, ayaklar altına alan, hamdolsun dinimiz islamı çarpıtan bu totoşlar birliğine 3-5 laf sokmak farz olduydu.

bir kaç facebook arkadaşımın inceleyin, bakın, tepikleyin, öpleyin diye paylaştıkları bu sayfalara yorumsuz kalmak bana yakışmazdı zaten. az laf bolca bakış…

bu arkadaşlardan birinin paylaşımına aşağıdaki şekilde eşelenmişim.

bırakın egolarını tatmin etsinler. örtünmek emrini herkes kendince yorumluyor zaten. kuran-ı kerimde ne başörtüsü, ne türban, ne tesettür diye geçer. örtünün der. tabi imamlar dilediği gibi yorumlamıştır. arabistana doğru uzanırken kadını da erkeği de sıcaktan korunmak için örtünmüşlerdir. tutup hepsinin karmaşasından ve 1500 yıllıkyolculuktan sonra bu hale gelmiş.

ama artık iş din ile alakalı değil tabi.dini siyasete, fikirlere malzeme ederek ortamı germek, elde edemediğini parçalamak ve sonra parçalardan yeni bir dünya yaratma telaşı. sabaha kadar şikayet edin, edelim değişmeyecek. bu sadece 1 sayfa, daha nice sayfaları var.

ben sayfada baya bir imam gördüm :D maşallah kitabın neresinden nasıl çevirmişlerse seni beni onu şunu bunu cehennemle müjdelemişler. cehennem müjdelenmez. kıçından üfürenler, kulaktan dolmalar işte. o kadar müslümanlar ki (ben kendi bilgisizliğimden, kuran okumuşluğumdan utandım) kim olursa olsun bela anıp, sayıp sövmekteler. ama doğru tabi bunlar elit müslüman. :D

velhasıl sayfadan önce hala yayın yapabilen şu taraf gazetesini, hala yayın yapan roj tvsini,meltem tvsini… hala ağzını açıp konuşan hem akpsini, yök başkanını, sonrada unuttuğumuz kürt-kürtçe diye ülke içinde özerklik isteyeni yok edeceksin.

bu yüzden keşke adım führer, ardımda da sabun sever onbinler olsaydı diyorum bazen…

Remphin Renovatio – Serkan Çakmak

Yıldız Tarihi : 13 kasım 2010

Continue reading »

 

Mutluluk Dediğin Bu Kadar Basittir

 

Yukarıdaki fotoğrafı artık görmeyen kalmamıştır sanırım. Elbetteki ilk kez görenler de olacaktır. Bir insanı mutlu etmenin, tebessüme boğmanın ne kadar kolay, ucuz olduğunu kareye döken bir an değil mi?

Oysa biz sanıyoruz ki bir tebessüm için tonla zaman, paraya ihtiyaç var. Bir an olsun düşünsün herkes; bu kareyi oluşturmak sizce çok zor mu?

Paylaşmayı bilmeyen hayvanlar olduk. Vahşileştik. Globalleştik zannederken vahşileştik. Bir yanımız ehlileşir zannederken kaybettik. Din dil ırk siyaset derken böldük kendimizi ve tüm iyi niyetimizi geçmişe hediye ettik.

Oysa bir zamanlar yardımlaşan atalarımız vardı. Hiç tanımadığımız bir sofraya tanrı misafiri olmak vardı. Komşusu açken, tok yatamazdı ceddimiz. Büyüdük, büyüdükçe zaman geçti ve hepsinden önemlisi dünya değişti.

Yekten suçu hayata, kadere ve dünyaya yükledik. Aslında hepsini değiştiren bizler değilmiydik? Barışları savaşlarla kazanırız zannettik. Parayla herşeyi satın alabileceğimizi, güçsüzü ezip geçmeyi saygı kazanmak olduğunu, en önemlisi  gücün anlamının yoketmek olduğunu zannettik.

Oysa dünyanın en büyük mutluluğu birisi için güzel birşeyler dilemekti. Bir tebessüm, hele hele yaşlı bir tebessüm parayla satın alınamayacak kadar değerliydi.

Sait faik demiş zamanında : “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey.”

Haydi bugün birini sevindirin. Bunun için çok paraya, zamana ihtiyacınız yok.

Serkan Çakmak – Remphin Renovatio

Continue reading »

 

Ne yazmış, nasıl yazmış? diyor insan hemen başlığı okuyunca. “T.S. Eliot kim aga” diye de bön bön bakanlar,soranlar var elbette. Ne de olsa kendisi bir kıçık minik iskender, kırık murathan veya aynı çemberde döner cezmi değil. Sadece “hakiki okur” bilir kim olduğunu. Ha bir de Leonardo Dicaprio totoroviçinin “Shutter Island” filmine dikkat edenler, afişine bakanlar bilecektir Eliot’ı.

“Bazıları ışığın, bazıları gölgenin peşine düştü” sözünü de eminim bir çoğunuz facebook iletilerinde, twitter zamazingolarında ve sosyal ağın vazgeçilmez kalesi msn iletilerinde okumuştur. Ama kim yazmıştır, söz kimindir bilmezsiniz. Sadece kopyalar, yapıştırır geçersiniz. Normaldir, ne de olsa bu ülkede zihniyetini çüktüğüm zihniyetine çeker.

Her neyse gerçekten merak eden hz google’a “T.S. Eliot” yazarak bu amcanın kim olduğunu, neler yaptığını okuyabilir. Bu amcanın “A penny for the Old Guy” adlı bir şiiri vardı. Uzun mu uzun bir şiir. Kimi oyuk adamlar, kimi içi boş adamlar diye çevirmiş zamanın bir yerinde. Ama ben adında değilim, çevirisini dileyen yapabilir.

Ama bir dip not geçeyim : 1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibidir kendisi. Taşaklı adam yani.

Bana göre şiir şöyle başlar ne de olsa :

“İçleri boş adamlarız
İçleri doldurulmuş adamlarız
Birbirimize yaslanırız
Samanla doldurulmuş kafa parçalarımız. ”

Ki bana göre bu dörtlük şu güzel ülkemin millet vekillerine kadar gider benden. Ama derdimiz değil siyaset. Bu şiirin şu kısmıdır bizim sayfaya dökme çabamız. Buyrunuz, tadına varınız.

T.S. Eliot Şöyle Yazmış :

Düşünceyle Gerçeklik arasına
Devinimle Eylem arasına
Düşer Gölge

Arzuyla Kasılma arasına
İktidarla Varoluş arasına
Nüveyle Nesep arasına
Düşer o Gölge

İşte böyle kopar kıyamet

Serkan Çakmak – Renovatio

21:43

Continue reading »

 
Koy Götüne Rahvan Gitsin

Koy Götüne Rahvan Gitsin

serkan istanbuldan bildiriyor…

canımız acımasın diye giderek daha da artıyor mesafelerimiz. kim olursa olsun, aramıza duvarlar örüyoruz. birbirimizi gördüğümüz ama “bize dokunmasını engelleyecek” engellere donatıyoruz etrafımızı.denizde bir dalga kıran misaliyiz. içimize, etrafımıza çimentolardan kalıplar döküyoruz. bu yüzdendir herkesle ilişkimiz sadece merhaba,merhaba…

birine değer verdiğinde canın yandığını unutur olduk. unutanlar artık yaşı otuzlarına gelmiş ve hatta geçmiş olanlar elbetteki. yeni neslin değer, sevgi, ilişki, aşk, hayat kavramlarını doldurdukları anlamın “iletiler”den ibaret olduğunu, yaşamlarının “baş parmak sessizliğinden” ibaret olduğunu, yaptıkların her şeyin an be an bir “sidik yarışı” olduğunu zaten görüyoruz.

sanırım birisini sevmenin bir diğer yanının “sorunlarına, üzüntüsüne, hatalarına” ortak olmak olduğunu, bir metadan ibaret olmadığını, sadece “var” olmasından öte bir şey olduğunu unutan sözde sosyal hayvanl olduk. her hangi bir eleminasyon sistemi ile “şu böyle”, “bu kişi şöyle” diye kıstıtlamayacağım.

herkes aynı haliçe akan boklu dere nasılsa. herkes koy götüne rahvan gitsin modunda. şu kadarcık yazı sonunda bir çok kişinin aklında “öyle olmak isterdim/istiyorum” ampülleri yanacaktır. ama öyle olmak isteği yetmez, yetmeyecektir. hindi gibi düşünedurun siz. benim şimdi star gate sg-1 saatimdir.

akıllara kan pompala serkan, herkes senden nefret ediyor.

serkan çakmak

8 mart 2011 – 21:40

Continue reading »

© 2010 - 2012 İçinizdeki İrlandalı © 2004 - 2012 Serkan Çakmak Web Designed by Remphin