Fenerbahçe 0 – 1 Kuddusi Müftüoğlu

Dünkü maç, Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlundayız. Fenerbahçemizin rakibi Bursaspor. Son 10 maçını kazanan bir Fenerbahçe, ligin 2. yarısında tel tel dökülen bir Bursaspor. İyi bir mücadele ve galibiyet bekliyoruz. Bir yere kadar her şey güzel, ancak sahada inanılmaz yanlışlar var.

Öncelikle kendimizden başlamamız lazım. Aykut Kocaman’ın kafasına sanırım yine maçtan önce saksı falan düştü. Böylesine bir maça ne sağ kanat, ne sol kanat olmadan çıkardı takımı. Emre Belözoğlunun yokluğunda göbeğe Mehmet Topuzu çeken Aykut, yabancı kontenjanı nedeniyle de sahaya ne Dia’yı sürebildi, ne de Stoch’u. Sol kanada top taşıyamayan, her aldığı topu ezen, sadece ayağına ceza sahası içinde top gelirse gol yapan Niang’ı diken Aykut; sağ kanada da koşan ama sadece boş koşan, top ezen, sürekli geriye oynayan, taraftarı deli eden Özer’i monte etmişti. 2 kanadından yoksun Fenerbahçe de göbekte Christian’ın da topu ileri taşımadığı düşünülürse, kısır bir futbol ortaya çıktı.

Oyunu kendi yarı sahasında kabul eden, 11 kişi ile “aman gol yemeyelim, kontra çıkarsak atarız” diyen Bursaspor da olunca oyun içinden çıkılmaz bir hale döndü. Fenerbahçe oyuna başlaması gereken 11′e de 82. dakikada kavuşunca kabul edersiniz ki sonuç değişmedi.

Alındığından beri kenara bir türlü çekilmeyen bir Niang var. Her pozisyonda yerde. Bu çocuk ya çok güçsüz ya da Fransa’da futbol böyle oynanıyor diyor insan. Sol kanadı felç eden bir forvet vardı sahada. Yaklaşık 80 dakika tüm sol kanadı koşan ve iyi oynayan Santos’un oyundan alınması da bir diğer hataydı. Yabancı kontenjanı madem bu kadar sıkıntılı, sol kanada neden Uğur Boral gibi bir yerli yeteneği koymadın diye de insanın sorası geliyor. Hiç bir işe yaramayan Özer Hurmacı’ya tanınan şans bu yetenekli oyuncuya neden tanınmıyor? Oynatmayacaksak eğer, çocuğu da köreltmeyelim satalım. Para da eder.

Bir diğer konuda Guiza ve Stoch hakkında. Neden harcanıyor bu oyuncular? Bunlar hep düşündürücü sorular.

Gelelim hakemlere. Maçın yan hakemleri evlere şenlikken, asıl eğlence Kuddusi Müftüoğlu’ydu. Çok bariz bir penaltıyı es geçen Kuddusi, düdükten sonra topa vuran Ozan İpek’i ikinci sarıdan oyundan atamaması bir diğer komediydi. Ligde bir Lugano, bir Selçuk, bir Emre’ye kartlar daha hareket etmeden çıkıyorken, rakiplerin bu derece kollanması çok şaşırtıcı değil mi? Bunca hatadan sonra MHK’nın bu hakeme kalkıp yeniden maç verecek olması da ödül niteliğinde sanırım.

Arkalarına aldıkları hakem desteği sayesinde “Fenerbahçe’yi elimizden kaçırdık, 2 puan kaybettik, hakem 2. yarı Fenerbahçe’ye çalıştı” diyen Bursasporlular da sanırım maçı izlemeyenler arasında. Ama tüm bunları geçelim, maçtan sonra Bursaspor tribünlerinin “Şampiyon Trabzonspor” diye tempo tutması bambaşka bir soru işaretiydi.

Bir başka takımın şampiyonluğundan, galibiyetinden keyif alan, daha Türkçe’siyle “elin sikiyle gerdeğe girmek”ten bu kadar keyif alan bir toplum sanırım dünya üzerinde yoktur. Ligde şaibe yoktur diyenler, haftalardır Trabzonspor maçlarına bakmalıdır. Son örneğini Gençlerbirliği maçında gördük. Fenerbahçe – Gençlerbirliği maçı öncesi bazı rakip takım oyuncularının “bugün trabzonspor için oynayacağız, inşallah şampiyon olurlar” deyip, 1 hafta sonraki Trabzon maçında da sahada ruh gibi gezinip önde oldukları maçı verdiklerini unutmayalım.

Ligde artık şampiyonluk şansı pek kalmayan ve şampiyonun Trabzonspor olmasını dileyen Bursapor ve taraftarlarının, 27. haftadaki Trabzonspor – Bursaspor maçını da vereceklerinden eminim.

Trabzonspor büyük kulüp falan değildir. Büyük kulüp bu ülkede Fenerbahçe’dir, Beşiktaş’tır, Galatasaray’dır. Bu kafayla, bu zihniyetle hiç bir kulüp de büyük olamayacaktır. Son 2 senedir 3 büyük kulübün üzerine oynanan oyunlar, maçlarındaki saçma sapan kararları herkes görmektedir. Ciddi hakem hataları ile 3 kulübün kaybettiği puanlar ve maçlar bellidir.

Kimsenin telaşı olmasın. Kupa bu sene İstanbulda kalacaktır.

Unutmadan: Şampiyon olunur, mümkündür. Fenerbahçe olunmaz. Anlayamayan andavallara meali de : Bu ülkede şampiyon olunur. Bir şekilde olursunuz. Ama büyük kulüp olamazsınız. O bambaşka bir şeydir.

Anlayana sazın, anlamayana davul tokmağım…

Serkan Çakmak – Araştırmacı / Seviştirmeci Gazeteci.

Continue reading »

 

Zaman Değişti, Yeni Pompa Vakti

Biliriz ki pompa mühendisi erkek familyasıdır. Ama vampir çarkında işler bambaşka bir boyuta taşınmış. Edward denen totoroviç kişisel zevkleri uğruna kendisine Bella’nın pompalamasını istemiş. Rivayetler bu yöndeydi. Araştırmacı ve seviştirmeci ruhumuzla çıktık yola bir kere, yattık pusuya. 2376452783542 bin liralık süper ekstra mega zoom ve 8712358175641241827 pixel’lik fotoğraf makinesiyle avlandık bir gün sonunda.

İşte Edward, işte bella ve işte POMPA….

sERKAN çAKMAK – Araştırmacı / Seviştirmeci Gazeteci

Büyük Pompa

Büyük Pompa

 

Başörtüsü Meselesi

Kaynağımız : http://www.facebook.com/Basortuluyuz

üzerine tepiklemek gerekti. Zira başörtüsü kisvesi altında gerek milli, gerek insani duyguları sömüren, ayaklar altına alan, hamdolsun dinimiz islamı çarpıtan bu totoşlar birliğine 3-5 laf sokmak farz olduydu.

bir kaç facebook arkadaşımın inceleyin, bakın, tepikleyin, öpleyin diye paylaştıkları bu sayfalara yorumsuz kalmak bana yakışmazdı zaten. az laf bolca bakış…

bu arkadaşlardan birinin paylaşımına aşağıdaki şekilde eşelenmişim.

bırakın egolarını tatmin etsinler. örtünmek emrini herkes kendince yorumluyor zaten. kuran-ı kerimde ne başörtüsü, ne türban, ne tesettür diye geçer. örtünün der. tabi imamlar dilediği gibi yorumlamıştır. arabistana doğru uzanırken kadını da erkeği de sıcaktan korunmak için örtünmüşlerdir. tutup hepsinin karmaşasından ve 1500 yıllıkyolculuktan sonra bu hale gelmiş.

ama artık iş din ile alakalı değil tabi.dini siyasete, fikirlere malzeme ederek ortamı germek, elde edemediğini parçalamak ve sonra parçalardan yeni bir dünya yaratma telaşı. sabaha kadar şikayet edin, edelim değişmeyecek. bu sadece 1 sayfa, daha nice sayfaları var.

ben sayfada baya bir imam gördüm :D maşallah kitabın neresinden nasıl çevirmişlerse seni beni onu şunu bunu cehennemle müjdelemişler. cehennem müjdelenmez. kıçından üfürenler, kulaktan dolmalar işte. o kadar müslümanlar ki (ben kendi bilgisizliğimden, kuran okumuşluğumdan utandım) kim olursa olsun bela anıp, sayıp sövmekteler. ama doğru tabi bunlar elit müslüman. :D

velhasıl sayfadan önce hala yayın yapabilen şu taraf gazetesini, hala yayın yapan roj tvsini,meltem tvsini… hala ağzını açıp konuşan hem akpsini, yök başkanını, sonrada unuttuğumuz kürt-kürtçe diye ülke içinde özerklik isteyeni yok edeceksin.

bu yüzden keşke adım führer, ardımda da sabun sever onbinler olsaydı diyorum bazen…

Remphin Renovatio – Serkan Çakmak

Yıldız Tarihi : 13 kasım 2010

Continue reading »

 

Ne yazmış, nasıl yazmış? diyor insan hemen başlığı okuyunca. “T.S. Eliot kim aga” diye de bön bön bakanlar,soranlar var elbette. Ne de olsa kendisi bir kıçık minik iskender, kırık murathan veya aynı çemberde döner cezmi değil. Sadece “hakiki okur” bilir kim olduğunu. Ha bir de Leonardo Dicaprio totoroviçinin “Shutter Island” filmine dikkat edenler, afişine bakanlar bilecektir Eliot’ı.

“Bazıları ışığın, bazıları gölgenin peşine düştü” sözünü de eminim bir çoğunuz facebook iletilerinde, twitter zamazingolarında ve sosyal ağın vazgeçilmez kalesi msn iletilerinde okumuştur. Ama kim yazmıştır, söz kimindir bilmezsiniz. Sadece kopyalar, yapıştırır geçersiniz. Normaldir, ne de olsa bu ülkede zihniyetini çüktüğüm zihniyetine çeker.

Her neyse gerçekten merak eden hz google’a “T.S. Eliot” yazarak bu amcanın kim olduğunu, neler yaptığını okuyabilir. Bu amcanın “A penny for the Old Guy” adlı bir şiiri vardı. Uzun mu uzun bir şiir. Kimi oyuk adamlar, kimi içi boş adamlar diye çevirmiş zamanın bir yerinde. Ama ben adında değilim, çevirisini dileyen yapabilir.

Ama bir dip not geçeyim : 1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibidir kendisi. Taşaklı adam yani.

Bana göre şiir şöyle başlar ne de olsa :

“İçleri boş adamlarız
İçleri doldurulmuş adamlarız
Birbirimize yaslanırız
Samanla doldurulmuş kafa parçalarımız. ”

Ki bana göre bu dörtlük şu güzel ülkemin millet vekillerine kadar gider benden. Ama derdimiz değil siyaset. Bu şiirin şu kısmıdır bizim sayfaya dökme çabamız. Buyrunuz, tadına varınız.

T.S. Eliot Şöyle Yazmış :

Düşünceyle Gerçeklik arasına
Devinimle Eylem arasına
Düşer Gölge

Arzuyla Kasılma arasına
İktidarla Varoluş arasına
Nüveyle Nesep arasına
Düşer o Gölge

İşte böyle kopar kıyamet

Serkan Çakmak – Renovatio

21:43

Continue reading »

 
Koy Götüne Rahvan Gitsin

Koy Götüne Rahvan Gitsin

serkan istanbuldan bildiriyor…

canımız acımasın diye giderek daha da artıyor mesafelerimiz. kim olursa olsun, aramıza duvarlar örüyoruz. birbirimizi gördüğümüz ama “bize dokunmasını engelleyecek” engellere donatıyoruz etrafımızı.denizde bir dalga kıran misaliyiz. içimize, etrafımıza çimentolardan kalıplar döküyoruz. bu yüzdendir herkesle ilişkimiz sadece merhaba,merhaba…

birine değer verdiğinde canın yandığını unutur olduk. unutanlar artık yaşı otuzlarına gelmiş ve hatta geçmiş olanlar elbetteki. yeni neslin değer, sevgi, ilişki, aşk, hayat kavramlarını doldurdukları anlamın “iletiler”den ibaret olduğunu, yaşamlarının “baş parmak sessizliğinden” ibaret olduğunu, yaptıkların her şeyin an be an bir “sidik yarışı” olduğunu zaten görüyoruz.

sanırım birisini sevmenin bir diğer yanının “sorunlarına, üzüntüsüne, hatalarına” ortak olmak olduğunu, bir metadan ibaret olmadığını, sadece “var” olmasından öte bir şey olduğunu unutan sözde sosyal hayvanl olduk. her hangi bir eleminasyon sistemi ile “şu böyle”, “bu kişi şöyle” diye kıstıtlamayacağım.

herkes aynı haliçe akan boklu dere nasılsa. herkes koy götüne rahvan gitsin modunda. şu kadarcık yazı sonunda bir çok kişinin aklında “öyle olmak isterdim/istiyorum” ampülleri yanacaktır. ama öyle olmak isteği yetmez, yetmeyecektir. hindi gibi düşünedurun siz. benim şimdi star gate sg-1 saatimdir.

akıllara kan pompala serkan, herkes senden nefret ediyor.

serkan çakmak

8 mart 2011 – 21:40

Continue reading »

 

serkan çakmak – 911 / remphin renovatio

Vanilya Kokan Sokaklardan

Vanilya Kokan Sokaklardan

hayatın sokakları sadece çilek kokmaktaydı bugün
akıl vanilyada ısrarlıyken…

aşk gibi bir şey düşün,
yalnızlığa gebe saatlerde…
silk üzerimden depresifliği
kaldır yüzümden sinmiş laneti…

böyle değilim,
böyle değildim…
yıkılmaz sandığın fildişi kulende
adımı çağır benim…

mor kaldırımlara düşmeden önce
kahve kokan dudaklara gitmeliyim…

serkan çakmak – 911 / remphin renovatio

Continue reading »

 

can sıkıntıma yine kürek çekiyorum. arada böyle küfür kaynaklı düşlerim olur, yazmayasım gelir. ama merhamet de gösteremem. yumurtanın tavukla hikayesindeki gibi;kim kimden çıkar beni ilgilendirmez. ben bafilerim gerisine karışmam düşüncelerin.

günde bir doz hassiktir niyetine… yine o raddedeyim.

meraklısına da not geçelim: bunlar benim bir çok sıfata saydıklarım. ama bazıları tükürsen ya rabbi şükür der işte

s.ç. – renovatio

- bu yumurtalardan hangisi daha büyük?
- kabartma tozu pastayı ne kadar kabartır?
- krema nasıl böyle güzel kokar?
- babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?

kodumun reklamını gördükçe fitil olurum. babam dr outker benim, anamı o düdüklemiş der gibi birhava verir bana.

- ne alnıyorsunuz o zıkkımı içmekten?

içmeyenin,içene sorduğu fiks sorudur. sigara veya alkol. türevleri de dahil olmak üzere… zıkkım der yavşak. sana ne diyesim gelir, derim. benim fiziksel ve ruhsal arzularım seni mi geriyor derim hep.

- alkol var mı gençler?

var ak çocuğu, içecen mi?

- iyi misin?

değilim. verecen mi?

- birşeyin var mı?

var. senin gibi, olmadık zamanlarda böyle skimdirik sorular soran kıt kafalı bir arkadaşım var.

- neden ayrıldınız?

severek ayrılmanın tadına varmaktı niyetimiz. mazoşistiz ayrıldık. sormazlar mı şu soruyu. of of. ten uyuşmaz, dil uyuşmaz, yanımda çanta gibi gezdirmeye benzer, trafolar kurarız elektirik alamaz, kıl çıkar, tüy döner… sap döner hesap döner, gün gelir ebenin ali sami der hayat… bitti mi biter. illa bir nedene gerek yoktur.


- şu illişkiye isim koymamızın zamanı gelmedi mi artık?

adı üzerinde zaten. ilişki. illa yüzüklerin efendisi mi olmak gerekir. zihniyetini skeyim yahu. sormadan koyardık. ama nerede o incelik.

- okul bitince ne iş yapcaksın sen ?

pornocu olucam. öz vivid şirketini kuracam. hepinize rol vericem. sana başrol kanka. filmin afişi de hazır : kutupta yaz gibi

- peki zeki müren de bizi görecek mi?

artık baymanın ötesine geçmiş espri. on yüz bin milyon kere duydum. biri dediğinde tren vagonları gibi saydırırım. zekininde seninde seni hayata getiren ve gelişiminde katkıda bulunan bilimum cemiyetin ta ak derim

- sen hala çalışmıyor musun?

üniversite mezunu insanların yüzde 80′inin duyduğu, artık yeter diye feryat ettiği o meşhur sorulardan biridir. iş vardı da biz mi gitmedik diyesi gelir insanın.

- evlenelim mi?

tabi. sevişmemize bir resmiyet kazandırmamız lazım. bi çüş be kadın.

- benden hoşlanıyor musun?

tiksiniyorum ak. kendimden de nefret ediyorum. sırf bu yüzden tiksindiğim biriyle aynı masada / yatakta / balkonda vs vs artık neresiyse oradayım.

- hayat nasıl gidiyor?

senin gibi önüne gelene veriyo, durmadan dönüyo

- sorması ayıptır senin maaş ne kadar ?

madem ayıp şeylerden konuşucaz, daha yaratıcı ol istersen. napacan ak? çetelesini mi tutacan.

- kamışa su yürüdü mü senin?
- kuş ötüyor mu?kuşşş

bir of of soru daha. bir gençlik böyle heba edilir. şimdi sorsalar ya kahkaha bambu gibi diyesim gelir.

- benim hakkımda ne düşünüyorsun?

ybsg. egolarını tatmin etmek için, seni poh pohlamam için bana bunlarla gelme. götüm gibisin işte.

- on yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

dur bi sihirli küremi alayım.

- arkadaşım bakar mısın?

ne zaman arkadaş olduk. sitivırt bi dakka.

- beni niye aramadın?

sevişiyordum

- ne zaman evlencen?

zaman zaman

- nerelisin?

yaz. koordinatları veriyorum.

- yani?

bir şey anlatırsın, açıklarsın. karşındaki mal gibi yine sorar : yani?
cevabı aslında ağzının ortasına bir yumruk çapıdır ama incelikler de gerekir. kısaca özetlenir hikaye : makine soğuk, basmıyo galiba.

- beni seviyor musun?

kendine neden şans tanımıyorsun cevabı yeterlidir her daim.

- beni artık eskisi kadar sevmiyor musun?

abaküsle mi seviyoruz yahu. sen türevini al, ben kaçar.

- ilişkimizde yolunda gitmeyen birşeyler mi var?

bana bu soruyla gelen birinin sorunları vardır. ayrılma ayaklarıdır. hakkını veririm ve bay bay

- oruç tutuyor musun ?

sana ne lan yaprağam.bu soruyu bana sadece allah sorabilir. sen kendini allaha şirk koşmaya utanmıyor musun?

- neden yaptın?

neden yapmayayım ki? herkesin hakkını vermezsek ne anlamı kalır insanlığımızın.

- ne iş yapıyorsun?

pompacıyım.(hele hele bu soruyu işinizi bile bile soranlarsa ve ortam kalabalıksa surat ifadeleriçok tatlı oluyor)

- neler yapmaktan hoşlanırsın?

seks… göt gibi bırakılır insan.sorduğuna soracağına pişman olur. zira toplumda tabu olan şeyler, pek cevaplarda gelmez

- tanrıya inanır mısın?

kendime her zaman inanırım. problem yok.

pofff sıkıldım yine

Continue reading »

© 2010 - 2012 İçinizdeki İrlandalı © 2004 - 2012 Serkan Çakmak Web Designed by Remphin