avazım çıktığı kadar sussam sana.. 3

avazım çıktığı kadar sussam sana… 3

avazım çıktığı kadar sussam sana… 3


1. bölüm için buraya tıkla

2. bölüm için buraya tıkla

4. bölüm için buraya tıkla

5. bölüm için buraya tıkla

avazım çıktığı kadar sussam sana… 3

adam : çok sabırlıyımdır.

kadın : aslında harika bir adamsın ama…

adam : ama… işte bu şekilde başlayan cümlelerden nefret ediyorum.

kadın : seninle birlikte vakit geçirmeyi seviyorum.

adam : sorun değil söyleyebilirsin. önemli değil, fazlasıyla alıştım bu cümleleri duymaya. gerçekten… sadece arkadaş olmamızı istiyorsun.

kadın : arkadaşlığımız çok hoşuma gidiyor. ama sen daha fazlasını istiyorsun.

adam : bunun için kendimi kötü mü hissettireceksin? dedi ve sessizliğe büründü dünya…

işte öyle zamanlar var ki o dialoglar hiç bitmesin ister insan. avaz avaz konuşmak, sonra çığlık çığlığa susmak… bir yerlerde bir adam kendini kötü hissediyorsa,mutlaka bir kadın yüzündendir.

hayatta bildiğim en güzel ilişkiler güzel arkadaşlıkların sonucu ortaya çıkmıştır. bir adam ne kadar sabırsızsa aslında kadın o derece kaçar, o derece susar. zira emin olma niyetindedir kadın. çünkü hayatındaki önceki adamlar yaraları ve izleriyle çekip gitmiştir.

adam : bu hafta bir gezi var şehir dışına. yanımda birisinin gelip gelemeyeceğini sordular. sen birlikte gitmek istediğim tek insansın.

kadın : beni davet mi ediyorsun? arkadaş kalalım ne demek bilmiyorsun sanırım.

adam : bu bir buluşma değil veya çıkma teklifide… sadece…

kadın : sadece ne?

adam : gezinin bir önemi yok. birlikte vakit geçirmek istediğim kişinin sen olduğunu anladım. sanki ruhumun, bedenimin ve gelmemiş bir geleceğin büyük parçası sana ait gibi. eğer arkadaş kalmamız bunu sağlayacaksa, tamam arkadaş kalalım. varsın arkadaş olalım.

kadın : bu kendini hassas göstermek için sinsi bir erkek planı mı yoksa?

adam : asla böyle hassas olmam. dedi adam ve o an renklere büründü dünya…

el ele tutuşmak… çok sade, samimi, kimi için rahatsız edici içten eylem… dudaklar birbirinden ayrıldığında ki renklere bürünen dünyanın büyüsüdür bu, eller bir şekilde usul saadetle bulurlar kendilerini.

elele tutuşan, ne yapacaklarını bilmeyen, ikisi dışında herkes için yasak, yanlış ve kıskanılası bir ahengin parçalarıydılar artık.sessiz sedasız bir gece yarısı tahmin edilemez bir yöne giderken bu hikaye yine kendini yarınlara bıraktı…

yalancı peygamberlerin sonunun geldiği bu dünyada, tanrı sevmeyi bilinlerin dudaklarına yeni ayetler yazdırıyordu…

devam eder…

serkan çakmaksilüetsiz yazışmalar serisinden

23-05-2010 / 21:14

Continue reading »

 

avazım çıktığı kadar sussam sana… 2

avazım çıktığı kadar sussam sana…

avazım çıktığı kadar sussam sana…

1. bölüm için buraya tıkla

3. bölüm için buraya tıkla

4. bölüm için buraya tıkla

5. bölüm için buraya tıkla

avazım çıktığı kadar sussam sana… 2

kadın : kalbini dünyaya adamış bir adam değil benim aradığım. belki evrende bir yerlerde üşüdüğümde beni ısıtacak, acıktığımda doyuracak ve ara sıra dansa kaldıracak biri vardır.

adam  : her hangi bir adam, her hangi bir zamanda bunları yapabilir. geçici tatmin duygusuysa aradığın eminim bir yerlerde vardır. ama ben o her hangi birilerinden değilim

kadın : biliyorum. bu yüzden her hangi biri için gölgem gölgene karışmadı…dedi usulca…

bazen bir şeyler çok korkutucu olabilir. hemde fazlasıyla ürkütür insanı. o iç sesin akıl ve kalp arasında yankılanışıdır bu. savaşılmayası bir şey değildir elbette. zira insan olmanın doğasıdır bu.

adam : kendime bazen diyorum ki, orada bir yerde bir kadın beni seviyor. beni düşünüyor. tıpkı benim yaptığım gibi, uzaklardan cesaretini yolluyor.

kadın : sessizlik kadar aşık olmak bu olsa gerek…

adam : sessizlik sadece kulağımızın ses aralığının dışında sesin yayılmasına verilen ad. öyle bir şey yok. çok iyi dinlersen, kilometrelerce öteden başka bir kalbi duyabilirsin. işte o an o kişiyi yanında hissedersin. bu seni daha güçlü kılar.

kadın : senden nefret ediyorum…. dedi kadın.

ki belki de haklıydı. ona göre tüm iyi cümleleri hayattan çalan bir yanı vardı adamın. tüm yazarlar, şairler güzel cümleleri çalıp, sayfalarca dökerken, geride çok bir şeyler bırakmıyorlardı.

adam : nefretin bir yük olduğunu herkes bilir. nefret ve sevginin ince bir çizgi olduğunu da bilirler. ancak nefret de yoktur. bu varolan bir duygunun boyanmış halidir. sevgidir. özünde sevmektir.

kadın : sen nasıl bir adamsın?

adam : mevcut durumlara alışamayan bir adam düşün. bir adam yarat hayalinde… mum ışığında bir akşam yemeğinin ardından dans edebildiğin, kollarında sıcaklığında uyuyakaldığın ve güne aynı şekilde günaydın dediğin bir adam düşün… çekici nesnelerin gecesi diyelim biz buna. çifte övgü düşürelim kağıda… kadın ve erkeğe metiyeler düzercesine hayal et şimdi. işte ben o hayaldeki karakterim.

kadın : peki ya ben? beni bana anlatabilecek cümlen var mı?

adam : kısıtlı zamanların en güzel yanı gerçekten tanıyabilme yetisine sahip olmaktır.yeterli süre olduğunda herkesi tanıyabilirsin ve hatta masaldaki gibi şirinlere bile erişebilirsin. dediğin gibi önemli olan seni sana bu kadar kısa zamanda anlatabilmek…

kadın : sanırım şansım yok gibi… dedi kadın ve dudakları düştü önce, sonra yüzü asıldı hafifçe…

bir hikaye ortadan kırılmaya başlayacaksa orada sonlandırılır. ancak bu hikaye kırık bir ortadan başlıyordu. kadın bir başka hikayede bizli cümlelerdeyken, adam hiç bir hikayenin hiç bir yerinde sadece benli cümlelerine yazılıyordu. işte bu noktada kırık bir hikayenin orta yeri gibiydi hayat…

yazmanın zor geldiği zamanlar vardır, cümlelerin yönsüzlüğü, kalemin bir türlü kağıt tutmazlığı ve en önemliside doğru ifadelere nokta koyamama korkusu vardır. hiç biri olmadı.anlattı sadece sadeliğiyle…

adam : sende tuhaf olanın çekiciliği var. nasıl derler, hani böyle olmazlar misalidir bir şey. engellidir, bilirsin ama yine de çeker seni. içinden bir ses yürü git der… böyle anlam arayışında bir çekim gücü var. bir de şubatı haziran yapan havan var. bir gülüşle aydınlanan gece düşün, ay kendi ışığına saklanırken, senin gülüşünde ışıldayan bir gece… beni benim yerime bağışlayabilecek kadar güzelsin… nesin kimsin, hoşgelmişsin…

kadın : bir çoğumuz parçalanmak için bir araya gelirken, sen daha önceden neredeydin? dedi tekrar ve tekrar kadın…

zamanın bir yerinde hayat sıradanlaştığında bir kadın üzülür ve bir erkek bir kadının göz yaşlarını dindiremediğinde kalıbına tükürmek gerekir. işte bu noktada ortaya çıkan denklem sonucu aşk mıdır?, sevgi midir?

hayatla bir kadın arasına sıkıştığında kelimelerim, yazmak zor gelir… bilirsin demek ya da bildiğini sanmak değil şu an işim… sadece düşünmek ve beklemekten ibaretim. kişisel felaketim bilinmezliğime cevap verecek kişinin yine kendim olmasından kaynaklıdır benim.

sıkıntılı bir gece daha sonsuzluğa doğru bir adam ve bir kadın hikayesinde yol alırken, yorulur parmaklarım, düşerim…sessiz sedasız bir gece yarısı…. sadece giderim…

serkan çakmak – silüetsiz yazışmalar serisinden

21-05-2010 / 23:50

 

avazım çıktığı kadar sussam sana…

2. bölüm için buraya tıkla

3. bölüm için buraya tıkla

4. bölüm için buraya tıkla

5. bölüm için buraya tıkla

bir erkek ve bir dişi muhabbetinin ortalanmış noktasındaydı yazarın kalemi…onları birden bire dilin tenhalığında kağıt üzerine bırakıverdi…

-beni geceye götür,dedi adam karşı beri aşk dokumacılığıyla bakan kadına…

-kadınsa; geceler çoktan bitti…siyaha örtünen gökyüzünün vurduğu saat gece değil,ismi yanlış konmuş zamansızlık aslında,dedi.

-bana siyahın gizemini anlat o zaman,dedi adam kırgın ve bitap düşen sessizliğiyle…

-siyah…tüm renklerin elastik toplamı aslında.korkuya,mutsuzluğa,umutsuluğa anlamsızca biçilmiş kaftan,dedi kadın.

-peki hiç mi dokunulmaz siyah içinde kalmışlıklara?hiç mi mum yakılmaz geceye?ve hiç mi…neyse,dedi adam.

yorgun bedenini titremeye aday bacakları üzerine dikti kadın.bir adım attı gözleri aşkı görmemiş adama doğru.ortalığı iğneleyen bir sessizliğe büründü dünya aniden.kadın ellerini adamı yanağına temas ettirdi usulca…

* başka bir gece yarısı devam etmek üzere burada yarım bırakılmıştır.

serkan çakmaksilüetsiz yazışmalar serisinden

13-mayıs-2010

© 2010 - 2012 İçinizdeki İrlandalı © 2004 - 2012 Serkan Çakmak Web Designed by Remphin