Kocaman Umutlarımızın Sahibisiniz

Kim kaç yıldız aldı, goller dakika kaçta geldi yazmayacağım. Golleri kim nerede nasıl attı da değil derdim. Ligin ikinci yarısı bir Fenerbahçe var ki; her haftası heyecan fırtınası.

Bir sıkıntımız var. Hem de öyle böyle değil. Kadıköyde yenilmezlik timsali Sarı Kanarya. Lakin iş Kadıköy dışına geldiğinde sanki tüm motorları istop ediyor. Bilinmeyen güç “dur” diyor oyunculara. Mumla arıyoruz isim isim sahada Fenerbahçe’yi.

Ve dillerimizde sürekli aynı nakarat: “Canınız sağolsun. Nazar bocuğu olsun. En kötü bugünse, bugün de Fenerbahçe” ve bunun gibi nicesi. Ben veya benim gibi iki kelam eleştiri yazanlar da az Fenerbahçeli, orta şekerli, pastörize taraftar oluyoruz. Küfür eden adamla bir tutuluyoruz. Ne mutlu değil mi? Şu var; eğer ki fikrimi söylemek beni az Fenerbahçe’li yapıyorsa ve bunun bir kriteri varsa, bu değeri sen biçiyorsan sormalı : Sahi sen kimsin?

3 temmuzdan önce daha stadın yolunu bilmeyen ama birden 7/24 tam zamanlı Fenerbahçe’li olanları gördüm. Görüyorum da. Kombineler alındı, kartlar alındı, dergilere abone olundu. Oluk oluk para aktı Feneriumlara. Taraftar olmayı yavaş yavaş öğreniyor Fenerbahçe’liler. Eninde sonunda küfür ile eleştirinin arasındaki farkı da öğrenecek.

“Bugün takım kötü oynadı, şu şöyleydi, bu böyleyd”i demek ile; “ak evladı o nasıl oyun” deme arasındaki farkı bilecek. Zamanla, hepsi zamanla.

Ben taraftar olduğum kadar, Fenerbahçe’li olduğum kadar, her dalda elimden geldiğince koştuğum kadar; istatistik ve galip gelmeyi seven adamım. Galip gelemiyorsa da bir takım; savaşması taraftarıyım. Lakin ben o savaşı uzun süredir Fenerbahçe Ülker’de göremediğim gibi, Fenerbahçe Futbol Takımında da göremiyorum. Futbol bir temaşa sanatıdır, sahada iyi kötü mücadele görmek istersin, göremiyorum.

– Kardeşim bu sene bizim derdimiz iyi oyun mu? Galip gelmek önemli mi? Başkan vs içeride değil mi? Onur mücadelesi değil mi?

Haklısın, haklısın da onur mücadelesi veren bir görüntü çizmiyoruz. Ne diyoruz durmadan “Sonucu geçtik, en azından mücadele” Lakin sahada onu da göremiyoruz. Her geçen gün Fenerbahçe Yönetimi, taraftarı birlik olurken; zafere inanırken, oyuncuların bu derece inancını kaybetmesini nasıl açıklayabiliriz?

Mücadele eden, koşan, basan, pas yapan takımı nasıl gün be gün kaybettik biz? Ne oldu, ne değişti? Mantıklı bir şey söyleyin, tamam diyelim. Sen sahada ne kadar iyi mücadele edersen; bu takımı, taraftarı ve içeride sana inanan Aziz Yıldırımı ve Yöneticilerimizi o derece mutlu edersin. Sen de çökersen, hepsi çöker.

Taraftar senden vazgeçmemiş, her zamankinden daha çok sarılırken, maçlarına içeride dışarıda tam kapasite gelirken, ağzından çıkacak bir sözü neredeyse vecize sayarken; sen neden bu kadar düştün Fenerbahçe Futbol Takımı? Bir sıkıntın var, biliyorum. Birileri içeride canını cidden sıkıyor gibi.

Ligin ikinci yarısı ve 9. maç geçti.  9 maçta 4 kere güldü yüzümüz. 4 kere kendi sahamızda başımız dik ayrıldık. Kalanı 5 deplasman. Bu 5 deplasmanda 4 kere mağlup, 1 kere berabere kaldık. Adeta evinde kral, dışarıda “Kral Çıplak” diye anılmaya başladık.

Kaldı ki evimizde oynadığımız maçlarda Mersin IY, Beşiktaş ve Gaziantep maçlarını ite kaka kazandık. Şanslıydık. Bir sorunumuz var. Çok belli ve bu sorun artık “3 Temmuz” ötesinde birşey.

Tıpkı bir anda Nihat Özdemir ve Cihan Kamer’in ön plana çıkması, Ali Koç’un arka plana çekilmesi gibi. Bir anda MAA ve Rıdvan’ın çenesinin düşmesi gibi.

Bir kere yazacağım 2. olmayacak…

Fenerbahçe’nin zaafları :

1 – Serdar-Yobo mayası tutmadı. Bekir-Yobo ikilisi sezonun ilk yarısında çok başarılıydı. Çok değil son 5 maçı imkanı olan baştan sona izlesin. Özellikle Serdar’ın arkaya çok adam kaçırdığını görüyoruz. Bekir kadar da süratli olmadığından Yobo’nun açıkları gün gibi ortaya çıkıyor. Rakipler çözdü bizi. Savunma arasına gönderilen toplar, kalede gol pozisyonu oluyor.

2- Alex… Kimse geçen sezon ki performansı beklemesin. Kaptan hem sakat, hem giderek fizik olarak düşüyor. Maçın ilk yarısının son 10 dakikasını sekerek oynadı. Sanırım kimse dikkat etmedi. Geçen hafta Beşiktaş maçında koşmadı demiyorum, yürümedi bile sahada. Ama Alex! Ne zaman ne yapar bilinmez, oyundadır. Bir sakatlığı olduğunu iletiyor sürekli. Hakılıdır, kendisini en iyi oyuncu bilir. Doktor istediği kadar oynar desin. Bir oyuncu hazır hissetmiyorsa ses vermeli ona. Dinlendirilmelidir. Dinlendirilmezse ne olur? Emre ve Gökhan gibi kayıp olur ve faturası ağırdır.

3- Baroni… Sanırım bu sezon adı en çok speküle edilen isim. Gidicem, yok kalıcam. Aykut hoca babamız gibi, beni al xxx kulübü… diyen adam. İstese hücuma çok iyi çıkan bir isim ama top almamak için başı sürekli yerde. Üzerinden Fenerbahçe’yi çıkar, bir daha izle sevgili dostum. Dediğimi göreceksin. Takıma zarar vermekten öteye gidiyor artık.

4 diye yazmaya gerek yok. Bu kadarı bile çözüm için yeterli. Şimdi oradan “O kadar biliyorsan, sen yönet” diyenler, “İyi gün taraftarı” diyenler… Hatta “Aykut Hoca’ya sallıyorsun” diyenler var. Olacak. Olsun. Ben nasıl eleştirilebilirsem, oyun ve oyuncuda eleştirilmelidir.

Puan farkı 6, yakında davalarımız başlayacak. Güzel günler göreceğiz evet, güneşli günler için de kaldırın şu takımı ayağa. Koşun biraz, mücadele edin. Vurun, kırın, parçalayın. Siz inanın, biz inanıyoruz. Kocaman umutlarımızın sahibisiniz zira. Biz dışarıda siz ve yöneticilerimize inanıyoruz, siz de kendinize inanın. İnanın çocuklar.

Geçecek… Onurunuz için, Formanız için, Başkanınız için, sizden vazgeçmeyen Bizler için…

OYNA!

Kocaman Umutlarımızın Sahibisiniz

Serkan Çakmak

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım… Haydi bakalım