yaz dedi kadın serbest düzen

bir amacı yok, sadece pompaladım…

kitabın tam 160. sayfasında şöyle bir cümle geçiyordu : “bir sonuca varmadan dağılan binlerce konuşmanın acısı çöktü içine…” insan ister istemez düşüyordu. başka sözler, başka yüzler, başka şehirler ve bir başka günün dönümlerini hayal ediyordu. sonsuz sayıda sonsuza uzanan yollar işte.

sonra bir başla yazıya dadandım. varlık ve yokluk arasındaki nice seyrüseferler vardır. onlardan birine çok ters, çok yanlış, çok olmaması gereken bir zamanda takvim tutup, geçmişte bir gün not almıştım. aynen şöyle diyordu, isimsizce yazdığım not : “beni aradım her mimiğinde, her hareketinde. ya çok iyi saklamıştın ya da hiç varolmamıştım.” bir insanın yansımasını sandığı birinde kendisini araması, aradıkça kaybolması ve sonunda yaşananların yalan olma ihtimalleri üzerine düşüyordu yazar. ölmek için güzel bir gün dedim.

murathan mungan şairin romanında “ne zaman canın sıkılırsa bu tokayı tut, o an yanında olacağıma inan” demişti. insan ölmemek için çabalıyor işte. ölmemek gerek diyor. birinin olduğuna, dokunamasan da, kokusunu içine çekemesen de, orada bir yerlerde bedenin kalbin aklın yekten tutsak olduğu birilerinin olduğuna inanıyor. düşünüyorum da kendimi kaybettiğim, sende aramam gereken zamanlarda tutunabileceğim ne bir toka, ne bir küçük vesikalık ne de bir gazoz kapağı var. sadece ve sade bir dijital resim. hepsi o kadar diyor insan işte. hepsi hepsi o kadar.razı gelip, sessizce sevmek ve bir yıldız bir güneş uzaklığında kendini suçlamaktan başka bir şey değil bu.

bencil, ayyaş pislik charles bukowski. “eğer iki kişi arasında kalıyorsanız, ikinciyi seçin. çünkü birinciyi gerçekten sevseydiniz, ikincisi olmazdı.” diyordu bir kitabında. merak eden kitaplarını okusun. gerek yok tek tek her birinin adını yazmaya. düşünmelerin giderek arttığı saatler ya bunlar. hiç iki kalp arasına sıkışmamışım. çok şükür, çok şükür tanrım. ben kendim ve benim arama sıkıştım bir tek. insan kalbi ve aklı arasında kaldığında hep kaybeder.içini ne gecenin yıldızları basar, ne de bahar sabahı güneşlere açar penceresini. bir otel odası ıssızlığında yürür hayata.

firarperestte yazar “görsen, hayalimdeki seni kıskanırsın” yazmıştı. geçmişe dönük tüm notlarımı döktüğüme göre buna da el ayak yordamıyla dokunmak lazımdı. insanın düş bahçesi ne kadar uçsuz bucaksız olsa da ona yön veren bir imge lazımdı eğer ki bu imge nazire yaptığınız birisiyse ve siz onu hayalinizde çok çok daha iyi olduğunu düşünüyorsanız, kaybedensiniz. kaybedersiniz, kaybetmişsinizdir. zira varlık var olmasıyla güzeldir. sevgili de öyle…

yaz dedi kadın serbest düzen
ben de yazdım

serkan çakmak 10-06-2011
22:00

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım… Haydi bakalım