Kalp Atışının Süresi Sonsuzluğa Bedeldi

“onun hep değişeceğine inanmak, olduğundan daha farklı birine dönüşeceğini ummak ve tekrar tekrar aynı yanlışın etrafında dönmekle geçiyordu zaman. değişime kendine inandırmanın zavallığı içinde kendi kendine sadece üzgünüm demekle yetiniyor işte insan.

seni sürekli bir tekrar döngüsü içinde yanıltan birisini sevmek kadar daha kötü bir şey, daha beter bir sevme biçimi olduğunu sanmıyorum…”

bazen böyle saçma sapan notlar düşüyorum geçmişe dair. sonra aradan geçen nice kahve sigara günlerinden sonra, sebepsiz okuyorum. okudukça daha bir boş bakıyorum aynaya. “gerçekten böyle mi?” diye. yaşamadığım ilişkiler, ayrılıklar, hezeyanlar üzerine tepiniyorum. ne de çok sesi var orkestramın!

çevremdeki havayı kokluyorum genelde. onları dinlemek, seyretmek ve hatta duyamadığımda repliklerini yazmakla geçiyor zamanım. kendimi onların üzerinden iğnelemek gibi bir şey bu. ifademi, düşüncemi, hiç var olmamış duygularımı bazen en tanıdık ve bazende hiç sesine değmediklerime yüklüyorum.

çiftlerin birbirlerini kurtarma… yok yok mevcuttaki ilişki durumlarını kurtarmaları üzerindeyim bu aralar. kimilerini görüyorum ki ilişkilerini kurtarmak için farklı mekanlara yol alıyorlar. tatiller, küçük kaçakmaklarla kurtarılacak sandıkları bir döngüye giriyorlar. oysa bilmedikleri günü kurtarmaktan başka bir şey değil.

kiminin elinden süprizler, hediyeler, dalından uçurulmuş çiçekler geliyor. mum ışığında içilesi bir çorba, bıçakla yerle yeksan edilmiş büftek… hatta mum koyun masaya ve biraz da kan kırmızı şarap… sadece anı kurtarmak ve takvimden beraber bir gün daha kopartmaktan başka bir şey değil.

kimisinin elinden konuşmak, sözlükleri dize getirip cümlelere tıkıştırmak geliyor. o zamana kadar susulan ne varsa, kırmadan, suyun doğru yönde akmasını sağlayacak şekilde sarfetme çabasını görüyorum. tedirginlikle olumlu saatlere gitme çabasının dile vurmuş şekli işte.

velhasıl bitti mi bitiyor işte. bugün olmazsa yarın, yarın değilse bir süre sonra… her şey yeniden o eski düzenine, bilindik döngüsüne girdiğinde yeniden sönüyor gülün yaprakları. mevsimler misali, kendini yeniden gösterdiği an değişiyor her şey. bir korunma iç güdüsüyle doluyor insan. sonra bir taraf için diğerine dair “hayallerde yoksun” masalı başlıyor.

yalancı sevmeler zamanı masalları sürüyor işte böyle. lakin insanın içine, aklına, kalbine bir kere düştümü o ayrılık/bitti/tamam fikri… bir kere yandı mı hikayenin sayfaları… hiç bir an eskisi, o ilk zamanlardaki gibi olmuyor.

hiç bir ilişki bir anka kuşu efsanesi olmadığından, küllerinden doğamayacağından, ayrılığın kutsal merasimi başlıyor. gözlerde yaş, eller kendi kendine sarılmış ve dudaklarda siyaha solan cümleler…

izi kalıcı saatler sonunda keskin bir kelime : elveda…

hikaye bitti, bu kadar….

Serkan Çakmak – Birilerinin Yaraları

12.05.2011
04:02

 

TEŞEKKÜRLER M.G.Ç. – Ufkumu açmışsın bir kere daha

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım… Haydi bakalım