avazım çıktığı kadar sussam sana… 8

Yaz dedi kadın, sen sadece yaz…
O’nun için…

 

1. bölüm için buraya tıkla

2. bölüm için buraya tıkla

3. bölüm için buraya tıkla

4. bölüm için buraya tıkla

5. bölüm için buraya tıkla

6. bölüm için buraya tıkla

7. bölüm için buraya tıkla


Kadın : Suskunluğun ölüm gibi, zamansız gibi…

Adam : O da öyle demişti. “Yaz bir şeyler, karala. Durma. Okuyayım. “

Yazayım…

Seni bulmalıydım içimde… Seni tanımalıydım,merhaba demenin lezzeti yeniden hayat bulmalı dilimde. Sen diye hitap ettiğim ikizkenar kelimelerle içimdeki dalgaların boyunu ölçmeliyim belki de. Sen ve sen… Ne kadar da güzelsiniz içimde…

İki parçaya bölündüğüm gece yarısı, ellerimi yüzüme kapayıp konuştuğum yokluğunla. Bu çaresizliğin, ıssızlığın, ben ve sen’in bir kompozisyonda ne kadar ayrı düştüğünden bahsettik. Daimi sancılarımı okudun sonra. Bir yerden sonra her şey güzel, uzak yakın, kilometreler sadece sayı ve her yönüyle o tanıdık neşeli kadın yine…

Sadece bir kaç cümleyle başlayan sonsuz yalnızlıklar vardır. İki parçaya bölündüğünü hissettiğin, hiç bulamayacakmış gibi hissedip aradığın o tamamlayanın… Bir delilik iklimi sanki… Ağlamanın serbest, ayıplanmadığı, her tanıdık simanın buruk bir ifadeyle sana baktığı zamanlar hani… Bir piç gibi ortada kaldığın gün dönümleri hatta… Piç bir iklim, piç bir düşünce denizi…

Bir piç gibi, hiç kimse…

Algıları değişiyor insanın. Rengi, tadı, kokuyu anımsıyor sebepsizce. Ayağın takılsa bir taşa, geçmişten bir anı nefes alıyor dudaklarda… Daha çok seviyor insan, haddinden fazla kendinden önce ve sonra diyor severken tüm kimliğini öbür kayıp yanına adıyor işte…

Adalet bunun neresinde diyor kadın…

Adalet sadece bir kelime. Kendimizde, onda, her hangi birinde hiç durmadan aradığımız o şey. Aslında ihanetin ırzına geçen kelimelerim vardı ve bu benim adaletimdi. Ne kadar da güzeldi oysa aklımda… Kendime ihanet ediyordum. Kendimden fazla birini önemsemek… Bir anlamda kendimi evirme süreciydi.

Olayda bu zaten… Tek olmak o olmak, sen olmak… Onun da sen olması…

Fısıltılarım dudaklarına yakındı, bir fırsatı olsa yokluğumdan konuşacaktı. ve bir fırsatım olsa yokluğundan konuşacaktım… Nerede bir değilsek, orada biz olacaktı herhangi birimiz… Olmadı, olamadı…

“Bir harfle yıkabiliyorken dünyayı… Hala aynı yerdesin. Peki sonrasında nereye vardı hikaye?” Sen şimdi bundan sonra ne oldu diyeceksin. Tıpkı diğerleri karıştı sanırım kalabalığa… Gürültü, duman ve tanınabilir bedenler arasında kayboldu zaman.

Alabildiğine, alelade günler düşün. Sonra hepsinin dökümünü yap aklında. Babilin camdan kulelerinden sal aklını. Tanrıyla aran açılmış ve gecenin en yüksek katından sonsuz boşluklara düşmüş gibi hissettiğin zamanları ekle üzerine. Kayıp zamanlara yazılmış ayrılıklar gibi, içine eylül düşer işte o anda. Oradayım. Unutulması gerektiğini bir türlü hatırlayamadığım hikayenin tekrarlayan paragrafındayım.

Evet yeni bir hikaye daha yazabilirim, yazabilirdim.

Değer verdiğin birinin yüreğinden çıkan ölüm renginin dudaklarından, kendi yüzüne dağılması.. Ve “Hadi git, elveda makamı bu” diyen bir şarkı mırıldanması kulaklarına… İşte bu, tüm bedenini, tüm kalp kaslarını imkansız uyanışlara yerini bırakmasıdır… Ve birden tanrıya merhaba deme anıdır…

Yazılası en güzel merhaba tanrı katında aşikardır…

Yalnızlık ihanet gibi bir kelime, idam edilmeli tüm sözlüklerde diye düşündüm. Sen olmalı, ben olmalı. bir mısra boyu gidip, ardından yüklemi niteleyen bir biz öznesi olmalı her yerde. İçten bir özür gerekiyor şimdi bunca zamandır yazamadıklarıma.

Kadın : Bir gün biriyle tutar elbet takvimlerin ve asla ıskalamazsın…

Adam : Benim takvimlerim kendimde tutmuyor ki başkası beni nasıl ıskalamasın? Yine susmamak lazım ya…

Merhaba kadın, merhaba…

 

serkan çakmak – silüetsiz yazışmalar serisinden

13-06-2011
13:02

MGÇ

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım... Haydi bakalım