avazım çıktığı kadar sussam sana… 7

avazım çıktığı kadar sussam sana… 7

 

Serkan Çakmak

1. bölüm için buraya tıkla

2. bölüm için buraya tıkla

3. bölüm için buraya tıkla

4. bölüm için buraya tıkla

5. bölüm için buraya tıkla

6. bölüm için buraya tıkla

adam :

nice zamandan sonra binlerce anı oksijeni tadıyordu
bazıları ilk kez güneşi görmüş gibi gözleri kamaşırken…
dikiş tutmayan cümleler sıralandı ardı sıra
nice merhaba ve elveda birbirine dolandı burada
ve bir kadın gülümseyen sesiyle yaklaştı bana
dudaklarında matemli bir kelime : merhaba…

öykü nasıl başladı biliyorsun işte…
ama tahminince, öyle devam etmedi işte.

zamanın illegal düştüğü, herşeyin sözlük yansımasına küfür gibi baktığı
acıya meyilli hezeyanlarımız vardır hani.
tıpkı tüm gibiler, tıpkı gelmeyen ecel gibi
tanrı katından dönmüş bileklere imzalı jiletten dilekçeler misali
bir kurşun sessizliği odamda…

kadın : sahi, hangi yalana daha çok inanıyordu insan?

adam :

belki bilirsin senli ve benli hikayeleri,
bileşkelerinden ibarettir ve bizdir cümre kıvrımlarında.
ortak paydaların, birlilten doğan yeni gerçekliklerin
aynadaki ifadesinin o olabilmesinin hikayesidir hani…
tek rekatta okunası bir dua gibidir yaşananlar,
itidallerine teslim olan bir akıldır geçmiş zaman
ve içinde boğulası bir gecedir tutuşan eller…

geçmişten gelen tüm bu anılara sarılmalar,
boş yastıklarda uyanmalar
sanki ondan gelecekmiş gibi telefona sarılmalar,
o gelmiş gibi kilitlere sarılmalar,
ardı ardına kör bir gece yarısı sigaraya abanmalardır yalanımız…

kadın : sevmek de mi yalandır?

adam :

iki yürek arası gevişlenmektir sevmek,
ne kadar çok çiğnersen dilini, kalbini
o derece sevmiş gibisindir.
lakin bir adam varmış, bir kadın yokmuş bu masalda dediğinde
protez denemeler, subjektif sevmelerden öte gidememiştir insan.
bile bile lades olmuştur kendisine
tüm acıları camdan faylar olmuştur gözlerine.
kazağın kollarına akmıştır gözyaşları
affı yoktur zamanın,
sadece geçer ve dudaklarını kemiren cümleler bırakır.
miş’li ve di’li hikayelere insan istemese de takılı kalır.

kadın : biyopsilerle geçmez zaman demiştin bana, özneye organ nakli şarttı ya hani…

adam :

gizli bir özneye organ nakli yapılamaz.
göremediğin bir şeye inanabilirsin,tanrı gibi…
sevmek gibi, aklın gibi.
lakin dokunamadıkça, koklayamadıkça,
tadamadıkça… sadece bilirsin.
bir kalp yokmuş dersin
kuzey yıldızın gibi hep aynı yerdedir diyemezsin.
bir özne olsa gizi açılmış
buyur kalbim sende atsın diyebilirsin…
ölmenin zaman aldığı ülkelerden kaçabilirsin o anda işte
ve aşk gibi bakar işte o anda bir kadın.

kadın : var mı peki göz yaşı saflığında bir kadın?

adam :

kumların sahilden denize hızla sürükleniği zamanda
bir gitar ve ateş sesi duyulduğunda…
ya da düşün ki
yıldızların dilek tuttuğu bir saatte gelecek o kadın…
eteğinin sürüyerek
tüm babilin kulelerini yıkarak…
dönüp,kopup gitmenin kolay olmadığı zaman düşün
aşk gibi bakacak tozlu geçmişime,
içimde saf tutan gayri ihtiyarı yalnızlığıma…

ama dedik ya işte…
hikaye bildiğin gibi başladığı işte…
ama daha devamı yazılmadı kitaplarımda…

bir kalp atışının süresi sonsuzluğa bedeldi dudaklarında…

serkan çakmaksilüetsiz yazışmalar serisinden

16-01-2011

02:02

MGÇ

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım… Haydi bakalım