avazım çıktığı kadar sussam sana… 5

avazım çıktığı kadar sussam sana… 5

 

avazım çıktığı kadar sussam sana… 5

 

1. bölüm için buraya tıkla

2. bölüm için buraya tıkla

3. bölüm için buraya tıkla

4. bölüm için buraya tıkla

adam : hüznün adı ss olmuş aynadaki suretle

kadın : bir açıklanamazlığı yaşamak… işte böyle nedense.

adam : bunu daha önce nasıl farkedemedim?

kadın : neyi

adam : yüzündeki o sert ifade öfke değil, sadece acı…

kadın : rüzgarda salınan duygular dize gelir mi? acı rüzgarda dinginleşir mi ki? kaç parça şimdi? hadi anlat içinde saklanan acını. benim ki zaten yüzümde saklı.

adam : ikiye parçalandığımı hissediyordum. lanet olsun. adını yazacak kadar dokunamamıştım dudaklarına. protez denemelerde yok oluyordum sana…. iki kalp arası ezilip, iki ktıa boyunca ayrıydık aynı gökyüzü altında…

kadın : gecenin öbür yanı kadar ıslağım. hep ağlamaklı bir yanım. yalnızlığın izleri sanki tam bana uyuyor gibi. sen protez denemelerden sentezler yaratırken… ben koltuk değneklerine tutunup, kendi içimde koşturuyorum.

adam : gözyaşının sansürü yok ki zaten. tenini ne kadar ıslatabilir ki? kağıt mendilin hırçınlığında son bulmaz mı çığlıkları? ama içindeki o kısır döngünün yarışı… işte o mesele biliyorum.

kadın : nereye kadar gider?

adam : ruhu didiklemek nedir bilir misin?

kadın : bir ruhum yok…

adam : o halde neden hala buradasın? neden gitmiyorsun? ve bu konuşma neden hala sürüyor?

kadın : ben…

adam : bir ruhun var. tuhaf olanın çekimindesin. sen de sustuklarını dökme eğilimindesin. içinde cümle olamamış onca kelimeyle dikiliyorsun karşımda. gecenin bu karanlık saatinde yoksa ne işin var hala bu sahil kasabasında.

belki eski bir yalanı anlatmak istiyorsun. anlat. eminim onu bile çok güzel anlatırsın gülüşü güzel sesinle. içindeki geceyi anlatacaksın belki de…adımların sık ve mavi olsun mümkünse. kalp kırıklıklarını nereye kadar saklayabilirsin ki zaten. kokulara, seslere, renklere dokun da anlat içindeki boşluğu…

kadın : senin kadar yaslanamam sözcüklere…

adam : hiç mi deniz kabuğu biriktirmedin? hiç mi kuzey yıldızından bir aşk tutmadı ellerin? tüm nevrotik inançları hiçe sayıp,derinlere daldıkça daha da bir güçlenir aklın bedeni taciz eden düşüncesi. işte ben o ruh didikleyen düşüncelerdeyim.

her zaman biriminin, her yaşanmışlığın ölümlü olduğunu seninle öğrenme niyetiydi düşüncelerim. gerçekten istediğim sen değilsen,ne diye aklımın odalarında yankılanıyordu ismin? ne diye senin gibi kabuk tutması gereken bir yarayı kaşıyordum?

“hiç bir şeye güvenemezsen,buna yani bize inan” diyor bir ses. ancak öyle bir sorun ki bu düşünce, biz diye bir şey hiç olmadı. ayrı ayrı cümlelerde, mısralarda, hikayelerde kahramanlardık. her şey olduğu yere düşüyordu ve güneş soğuk,yldızlar siyahtı.

söyle şimdi : kaç tövbe bozdun sen tanrıya verdiğin sözlere inat… kaçıncı yanılgında buldun sevap sandığın günahını… ve sen kaç hecelik bir kelimeydin dudaklarda…

hatalar konsorsiyomuna mı reserveliydin yoksa davetsizce mi çıktın geldin cehennem ateşinden düşlerime? kelimelerin sınırı yok dudaklarda. susmak en zor eylem, konuşmaksa korkularımız aslında. yasal bir günahda dök gözyaşı sessizliğini, ben duyayım sadece… ya da sus yine her zamanki gibi, üşümeli yeniden ölüm gibi…

kadın : sen tam aşık olunası birisin…

adam : ne kadar geç kaldık birbimize… günlerin dökümü yap şimdi ikimiz için.

devam eder belki…

serkan çakmak – silüetsiz yazışmalar serisinden

5 haziran 2010 / 22:50

MGÇ


Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım... Haydi bakalım