avazım çıktığı kadar sussam sana…2

avazım çıktığı kadar sussam sana… 2

 

avazım çıktığı kadar sussam sana…

 

1. bölüm için buraya tıkla

3. bölüm için buraya tıkla

4. bölüm için buraya tıkla

5. bölüm için buraya tıkla

avazım çıktığı kadar sussam sana… 2

kadın : kalbini dünyaya adamış bir adam değil benim aradığım. belki evrende bir yerlerde üşüdüğümde beni ısıtacak, acıktığımda doyuracak ve ara sıra dansa kaldıracak biri vardır.

adam  : her hangi bir adam, her hangi bir zamanda bunları yapabilir. geçici tatmin duygusuysa aradığın eminim bir yerlerde vardır. ama ben o her hangi birilerinden değilim

kadın : biliyorum. bu yüzden her hangi biri için gölgem gölgene karışmadı…dedi usulca…

bazen bir şeyler çok korkutucu olabilir. hemde fazlasıyla ürkütür insanı. o iç sesin akıl ve kalp arasında yankılanışıdır bu. savaşılmayası bir şey değildir elbette. zira insan olmanın doğasıdır bu.

adam : kendime bazen diyorum ki, orada bir yerde bir kadın beni seviyor. beni düşünüyor. tıpkı benim yaptığım gibi, uzaklardan cesaretini yolluyor.

kadın : sessizlik kadar aşık olmak bu olsa gerek…

adam : sessizlik sadece kulağımızın ses aralığının dışında sesin yayılmasına verilen ad. öyle bir şey yok. çok iyi dinlersen, kilometrelerce öteden başka bir kalbi duyabilirsin. işte o an o kişiyi yanında hissedersin. bu seni daha güçlü kılar.

kadın : senden nefret ediyorum…. dedi kadın.

ki belki de haklıydı. ona göre tüm iyi cümleleri hayattan çalan bir yanı vardı adamın. tüm yazarlar, şairler güzel cümleleri çalıp, sayfalarca dökerken, geride çok bir şeyler bırakmıyorlardı.

adam : nefretin bir yük olduğunu herkes bilir. nefret ve sevginin ince bir çizgi olduğunu da bilirler. ancak nefret de yoktur. bu varolan bir duygunun boyanmış halidir. sevgidir. özünde sevmektir.

kadın : sen nasıl bir adamsın?

adam : mevcut durumlara alışamayan bir adam düşün. bir adam yarat hayalinde… mum ışığında bir akşam yemeğinin ardından dans edebildiğin, kollarında sıcaklığında uyuyakaldığın ve güne aynı şekilde günaydın dediğin bir adam düşün… çekici nesnelerin gecesi diyelim biz buna. çifte övgü düşürelim kağıda… kadın ve erkeğe metiyeler düzercesine hayal et şimdi. işte ben o hayaldeki karakterim.

kadın : peki ya ben? beni bana anlatabilecek cümlen var mı?

adam : kısıtlı zamanların en güzel yanı gerçekten tanıyabilme yetisine sahip olmaktır.yeterli süre olduğunda herkesi tanıyabilirsin ve hatta masaldaki gibi şirinlere bile erişebilirsin. dediğin gibi önemli olan seni sana bu kadar kısa zamanda anlatabilmek…

kadın : sanırım şansım yok gibi… dedi kadın ve dudakları düştü önce, sonra yüzü asıldı hafifçe…

bir hikaye ortadan kırılmaya başlayacaksa orada sonlandırılır. ancak bu hikaye kırık bir ortadan başlıyordu. kadın bir başka hikayede bizli cümlelerdeyken, adam hiç bir hikayenin hiç bir yerinde sadece benli cümlelerine yazılıyordu. işte bu noktada kırık bir hikayenin orta yeri gibiydi hayat…

yazmanın zor geldiği zamanlar vardır, cümlelerin yönsüzlüğü, kalemin bir türlü kağıt tutmazlığı ve en önemliside doğru ifadelere nokta koyamama korkusu vardır. hiç biri olmadı.anlattı sadece sadeliğiyle…

adam : sende tuhaf olanın çekiciliği var. nasıl derler, hani böyle olmazlar misalidir bir şey. engellidir, bilirsin ama yine de çeker seni. içinden bir ses yürü git der… böyle anlam arayışında bir çekim gücü var. bir de şubatı haziran yapan havan var. bir gülüşle aydınlanan gece düşün, ay kendi ışığına saklanırken, senin gülüşünde ışıldayan bir gece… beni benim yerime bağışlayabilecek kadar güzelsin… nesin kimsin, hoşgelmişsin…

kadın : bir çoğumuz parçalanmak için bir araya gelirken, sen daha önceden neredeydin? dedi tekrar ve tekrar kadın…

zamanın bir yerinde hayat sıradanlaştığında bir kadın üzülür ve bir erkek bir kadının göz yaşlarını dindiremediğinde kalıbına tükürmek gerekir. işte bu noktada ortaya çıkan denklem sonucu aşk mıdır?, sevgi midir?

hayatla bir kadın arasına sıkıştığında kelimelerim, yazmak zor gelir… bilirsin demek ya da bildiğini sanmak değil şu an işim… sadece düşünmek ve beklemekten ibaretim. kişisel felaketim bilinmezliğime cevap verecek kişinin yine kendim olmasından kaynaklıdır benim.

sıkıntılı bir gece daha sonsuzluğa doğru bir adam ve bir kadın hikayesinde yol alırken, yorulur parmaklarım, düşerim…sessiz sedasız bir gece yarısı…. sadece giderim…

serkan çakmak – silüetsiz yazışmalar serisinden

21-05-2010 / 23:50

MGÇ

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım... Haydi bakalım