avazım çıktığı kadar sussam sana… 11

avazım çıktığı kadar sussam sana… 11

Adam : Hiç bir iç ses yoktur ki; sessizliğe aşık olsun, sussun ve bir daha kanat çırpmasın. Mutlaka bir şekilde çırpınır durur, kendince… Hani kendinle buluşup, konuşup, avaz avaz içine bağırdığın zamanlar… İşte oradayım nicedir. Hanidir susarım, kendime küfreder, kendime övgü düzerim. Kimseye yok zararı bilirim ama dünyadaki en büyük zarar kişisel yıkımlar değil midir zaten?

Kadın : İnsan bir yerde sessizliğine aşık olabiliyor.

Adam : Kendi sessizliğine mi yoksa konusu geçen kişi ben miyim?

Kadın : Sana. Bir yerden sonra kayıtsız kalışına bile insan; bir hikaye, yaşanılası bir zaman olarak bakabiliyor. Çok fazla edebi metin insanı değilim ben, biliyorsun. Ama sen en kötü bir hikayeyi bile çok güzel anlatıyorsun ya hani. İşte öyle seviyor insan seni.

Adam : Orson Welles’i bilir misin? bir sözü vardır : “Yalnız doğarız, yalnız yaşarız, yalnız ölürüz. sadece sevgimiz ve arkadaşlığımız sayesinde bir anlığına yalnız olmadığımız illüzyonunu yaratırız.” Aslında tüm mesele de bu. İlüzyonu yaşıyoruz. Neye nasıl değer biçeğimize, var olan veya olduğunu sandığımız duygularımız karar veriyor. Duygusal mantık diye bir şey var. Evet biliyorum, mantık sadece akıl oyunu değil. Yanlış öğretiyorlar nesillerdir. İnsanı diğer canlılardan ayıran şeylerden birisi zaten bu duygusal iklimler. Sadece zekayı kullanma ve politik olma meselesi değil.

Antropolojik olarak insan sadece insandır diyemeyiz ki. Anlatacak ne de çok hikayem var oysa ki…

Kadın : Sen hep anlat işte. Onu, onunla olabilecek hikayeleri.

Adam : Nereden ve nasıl başlar hikaye ki? Aslında biliyor musun? Onun beklediği içten olmasa da, yalan da olsa “seni seviyorum” cümlesini duyabilmekti. Bense ona “seni kırmak istemiyorum” demekle yetindim. Biliyordum ki; illa birisi duysun diye, kırılmasın diye, sözüne karşı bir söz olsun diye sarfedeceğim tüm cümleler bana zorunluluk gibi geliyor. Öyle olmadığı halde, öyleymiş gibi yapabileceğim birşey değildi bu. Ne olmuş yani o iki kelimeyi yanyana getirmediysem o an? Doğru an sorgusu değil bu, sadece mecburmuşum gibi hissetmek istememiştim.

Bir kadın karşına geçip, silah gibi gözyaşlarını kullanmaya kalktığında da genelde orayı terk ederim. Bu benim duygusuz olduğumu göstermez. Karşımdakinin basiretsizliğidir sadece. Göz yaşı, cinsel çekim, duygu sömürüsü… Kadınlar istediğini elde etmek için tüm fiziksel etmenleri kullanabilir karşında. Hiç birini görmedim. Kırmak istemedim ve sadece gittim…

Sen sevdiğine hiç yalan söyledin mi peki? Sonunda seni affettiler mi? Tanıdığı kişinin aslında bir başkası olduğunu anladıkları o an; söylenebilecek hiç bir kelime veya cümlenin, giden veya yaşanan zamanın ileriye dönmediğini anlıyorsun o an. Ya hiç gerçeği öğrenmeyecekler veya yalanı yaşayacak kadar, teninde içeri kimliğini zerk etmeyecekler.

Şimdi kalkıp giden bir sevgilin ardından ağlamanın, yakınmanın, keşkelerle zamanı tüketmenin anlamsız olduğunu bildiğim halde yine de öyle değilmiş gibi yapmak da kolay değil. Yalnızlığı her hangi bir cümle ifade edemiyordu, biliyorsun. Kaybetmeyi hangi sözlük açıklayabilir ki?

Kadın : Sözlükler, sözler, cümleler. Orada çok eksiğim.

Adam : İşte tam böyle bir an diyorum ben de. Böyle bir anda duvara konuşmak gibi bir şey oluyor içimde. Sussam veya bağırsam faydası yok, biliyorum. Ama insan yine de söylüyor ne varsa içinde. Durmak istemiyor. Kırılacak, yaralanacak, üzülecek diye düşünmeden daha derine saplıyor keskin ucunu kalemin.

Ölüm gibi bir an oluyor. Ölmek ağır geliyor. Birini sevdiğinde o kişi hep yalnızlığın oluyor. Ona kapanıyorsun. Belki de hiç yalnız hissedemedim onunla kendimi. Hep 3. Ve hatta 4. Şahısların sesleri yankılandı.

Elbette başımıza gelenleri seçme şansımız yoktur. Gelmiştir. Geldiği zaman nasıl davranacağımızı seçiyoruz. Sevmek, sevmemek, susmak, söylemek… Çoktan seçmeli sınavımızda işte tam bu noktaya geliyoruz.

Kadın : Hissetmek güzeldir…

Adam : Zaten birisinin söylemlerini, eylemlerini unutabilirsin. Ama iş hissedilenler olduğunda; bunu unutman bir ömür sürer. Unutamazsın. İnsanın duygusal evreni büyük bir çöplüktür. Sesi, müziği, ışığı her şeyi hislere ve oradan da anılara bağlar.

Benim hissetmediğimi artık söylememe gerek yok sanırım. Ama bir de şu var;

Bazen bir yerlerde birilerinin olduğunu bilirsin. Hiç görmesen de, hiç sesini duymasan da, o bildiğin kişi orada dimdik ayaktadır ve ansızın sana neşe katacak şeyler söyler. Sıradan görülen, herkesin söyleyebileceği sözler; doğru zamanda, doğru yerde en heyecanlı kitaba bedeldir. Güzeldir, içtendir, senin gibidir.

Bazen hiç tanışmadığın, ekran ardından merhaba dediğin insanlar; her gün karşılaştığın, selam verdiğin, sahte tebessümlerle merhaba dediğin onlarca insandan kıymetlidir. Bilim ve psikoloji zaman zaman buna asosyalleşme dese de, aslında gerçek sosyal çevren onlardır.

Güzel insanlardır ve seni daha güçlü kılarlar. Hayatına değer katan her insan, ışığını yansıtabilen insan; kazandığın en büyük hazinendir. İşte tüm bunlardan sonra; onun sadece beni seviyor olması bana değer katmıyorsa, hayır demeyi bilmek gerekir.

Kadın : Kısmen anlıyorum sanıyorum. Çok detaylı değil söylediklerin ama çok da kapalı değil. Arada bir yerde kaldı aklım.

Adam : Şöyle diyeyim;

Yokluk ve hiçlik arasında oturuyordu Kadın. Elinde tuttuğu aynasından geçmişine bakıyordu. Kimi aşk diyordu, kimi sonsuz bir hatıranın izleri. Yorgun saatleri taradı ayna karşısında Kadın. En sevecen yüzünü takındı, el kalın zırhtan elbisesini giydi geceye inat. Yürüdü Kadın… Hayatın tam kalbine…

Hakkımda bir çok hikaye duymuş olabilirsin. Normaldir, herkes hakkında bir çok hikaye anlatılır zaten. Lakin muhtemelen sadece yarısı doğrudur. Önemli olan hangi yarısı olduğunu anlamak zaten. Gerçeği değiştiren, o gerçekliğe bakan gözlerindir. Bunu unutma. Bu olduğunda; bunu unutman bir ömür sürer.

Gece sürer…

serkan çakmak – silüetsiz yazışmalar serisinden

Yazı başlangıç : 11 ocak 2012

Yazı bitiş : 15 ağustos 2012

MGÇ

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım... Haydi bakalım