Yürüyorsam İnadına Kime Ne?

ne diye geçmiş zamanlara özlem duyarız sanki? hani adı üzerinde zaten, geçmiş… çoktan gitmiştir. hani iyi de olsa, acı da olsa, tutunma çabamız sürer manasızca. zaman hiç bir şekilde geriye alınamaz ve savunmasızken; çoktan takvim yaprakları yandığı halde, çok isteriz yer yer eski günleri mezarlarından çıkarmayı. ne zaman geçmişe uzansa elimiz, eksik kalırız.

hikayeler anlatılır bazı bazı dudaklarımızda. bir zamanlar başlar cümlelerimiz ya hani… başım dizlerinde, ellerin saçlarımda… “durma anlat diyen” ürkek, kırılgan ve hafif buyurgan sesine istinaden, biz diye aşık olunacak şeyler döküler şimdiki zamana. şimdiye düşen bir geçmişliğin çekici nesnelerinden dem vururuz. özlemek ve ölmek aynı potada erir işte o anda.

seni çok özledim…

işte bunlar aslında hiç yaşanmamış ve yaşanabilme ihtimali yüzde değil, bindelik ihtimaller diliminde yer tutan; o hırçın, bencil ve sendelik hayaller silsilesidir. zamanın doğru yerinde sensiz sendeliğimle uyumaktır geceye. kim bilir kaçımız, bazı geceler uyku öncesi nasılsa sarılırız böyle mişli hayallere…

ki biliriz aslında hayallerimiz, çoktan doğmuş batmış günlerin dökümüdür… bir hayale kanıp, sigarayla tükenme zamanıdır şimdi. yazmak yine sıkıcı… yine can acısı.

siktir et hoşgele makamı kulaklarımda yine… sus yürü diz boyu sahilde deme zamanı yine… ve yine lanet olsunla başlayıp, bitecek cümleler zamanı…

ya da her neyse işte…

serkan çakmak
21-07-2011

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım... Haydi bakalım