Sustum… Ölüler Gibi

“Sustum… Ölüler Gibi.” Aslında bu sözü Ertuğ adlı bir şarkıcının bir videosunda duymuştum. Hani şu güzel parçalar yaptıkları halde, bir Serdar Orta, Mustafa Sandal veya Hande Yener misali göz önünde olamayan adamlardan… Olsun, az ve öz iyidir. Az bazen çoktur ne de olsa. Her neyse, mesele müzik edebiyatı değil ya.

Bazen, bazı anlar geliyor yekten sanal dünya hesaplarımı “kapatayım” diyorum. “Ne gerek var?” diyorum yer yer. Zira sürekli kendini tekrarlayan döngülerden ibaret olmaktan başka bir işe yaramıyor. Bir sözü, cümleyi, fotoğrafı veya videoyu listende olan neredeyse herkes sanki söz birliği, pardon mouse birliği, yapmışçasına tıklayarak paylaşıyorlar. Bir seferde sosyal ağında, ki seni hangisi tatmin ediyorsa iş facebook-twitter vs vs vs, defalarca görüyorsun. Ben buna “sanal dejavu” diyorum.

Hatta bazen, ne bazeni, çoğu kez bundan aylar önce veya haftalar önce paylaştığım veya direkt eklediğim bir fotoğrafın; sanki yeniymiş gibi eklenerek ve yinelerek paylaşıldığını görüyorum. Ki ben pek kimsenin eklediği bir şeyi paylaşmam, beğen butonu denen zamazingolara da basmam. Birşey beğenmişsen, fikrin vardır. O halde iki kelam yazmalısın, iyi veya kötü. İşte ben o yazan adamlardanım.

Ne diyordum; kısır sanal döngüler, kendini yineleyen iletiler, yazdıklarının birileri tarafından kendi malı gibi alınıp yazılması, durmadan küfredenler ve bunu herşeyi bilmek olmayı sananlar… Sayısız sebepler üretebileceğim bu süreçte, gerek facebook ve gerekse twitter hesaplarımı devre dışı bırakmayı düşünüyorum. Sonra bir kaç kişi, ki bu 10 kişiyi asla geçmemiştir, onların yüzünden askıya alıyorum. Zira okumayı sevdiğim insanlar var.

Bazen susmayı, ölüm gibi sessiz kalmayı seviyorum. Bu yüzden sevemedim sanırım cep telefonunu. İşim dışında, şirket haricinde, kullanmayı sevmiyorum. Hafta sonu olduğunda bu yüzden iletişim hatlarım kapanıyor birden. Ne gerek var zaten?

Çok fazla arkadaşım yoktur. Bir zamanlar “once upon a time” denecek kadar önce, sayısını benim bile hatırlamadığım, her gün yüzyüze konuşup görüştüğüm insanlar vardı. Sanırım herkesin zaman zaman yükseldiği ve zaman zaman dibe vurduğu dönemler var. Ben düşüşümü sürdürdüğüm periyottayım. Ne çok hızlıyım, ne çok yavaş. Orta karar bir hızda yani ivmenin sıfır olduğu bir denklemde düşüyorum. Pek demeyeyim, belki de hiç arkadaşımın kalmadığı zamanlardayım.

Kötü değil, olması gereken oldu sadece diyebilirim. Bazen olmasını istediğiniz gerçekten olur. İnsanlar gider, herkes gitmeyi sever. Ki bu gidişlerde bazen bileti alan yine siz olursunuz. Hem de el sallamadığınız gidişlerdir bunlar. Ne acıtır, ne sevindirir. Etki vermeyen tepkimelerdir. İnsan gitmeye meyillidir işte.

Sanırım 4,5 seneyi geçti duygusal bağlamda sıfır noktasının üzerine çıkmayalı. Artık insanlar beni “sapkın romantizm ateisti” sanıyor. Dışarıdan bakıldığında bir kalbimin olmadığını, ilişkilere inanmadığımı, duygusal bir ilişkiyi küçümsediğimi sanıyorlar. Elbette herkese içini dökmek kolay değil. Hele hele benim gibi kendinden bahsetmeyi seven bir yanınız yoksa, günün sonunda şunu diyorsunuz : “Koy götüne, rahvan gitsin” Gidiyor zaten.

Herkesi bir aptal, mal, zekası kıt olduğuna inandırma parodisinde her gün biraz daha çabalarken; rol yapmanın, inanılmaza inandırmanın ve bunu yaparken karşındakinin aslında ne kadar boş olduğunu anlamanın lezzetiyle ölmek istiyor insan. Tüm dünyaya bir salak olduğuna inandırdıktan sonra yapmak istediklerini yapabiliyorsun artık. Sanırım öyle de olmak zorunda… Her neyse.

Yine basit bir şey yazacakken, daldan dala durmadan atlamanın bencilliği bu sadece. Susmak diyordum, sustum birinde şimdi. Twitter çocuklarına bıraktım çorak toprakları. Nasıl olsa Gökçen gelmiş geri, benden nefret ettikleri kadar nefret etmezler ondan. Sanırım  ben inandığım herşeyi açık açık yazdığımdan bu denli “persona no grata” modundayım. İstenmeyen, sevilmeyen, hoş karşılanmayan… Adı her neyse işte…. Ondan…

Böyle güzel dünya, deliler gibi…

Serkan Çakmak

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım… Haydi bakalım