Lokal Sessizlikler ve Acılar

İşler bir kere ters gitmeye görsün; çoraplar ardı ardına sökülüyor evrenimde. Merkezine bir türlü kendimi koyamadığım bu dünyada, olabilecek en kötü ihtimalleri ardı ardına sıralıyorum. Bir etiketi varsa bu işin eğer, yeni bir şerit daha açın. Yazacak yer kalmadı.

Bir insanın hayatı son 10 senedir hiç mi düzlüğe çıkmaz? Tam bir yerinden toparlamışken, neden diğer yerinden patlar. Bombalar misali, neden yakar yıkar geçer geceleri.

Bir okul okursun, bir gün ansızın aslında o okulun öğrencisi olmadığını öğrenmişsindir. Evraklar ardı sıra kaybolur. Devlet der ki “maalesef yapacak birşey yok”.

Herşeyden vazgeçersin, bir insan için dünyayı yıkma vaktidir. Elbette yaşanılan destansı, film çekilesi bir şey değildir. Ama kendi içinde bir destandır, hikayedir işte. Bir sabah kapıyı açarsın, anahtarları bırakırsın ve yarım dediğin tarafın kendine bir yarı daha eklemiştir. Öfkeyle yürüyüp, şehirlerin içinden geçersin. Başa döner hayat.

Hepsini sıfırlarsın kendinde. Bir rutine alışmaya başlarsın. Yeni evren, yeni bir iş, yeni arkadalar… Derken; ardına döktüğün geçmişinin içinden birşeyler, kağıtlar, hakimler, dosyalar kovalar seni. Hiç almadığın, görmediğin kullanmadığın kredi ve kartları bulur seni. Uğraşırsın, didinirsin ama sonunda öder ve lanet olsun deyip geçersin.

Geceye küfredersin bir süre. Bildiğin, inandığın tüm herşeliğe söversin, sayarsın, sıvarsın kendini. Aklın sana ihanet edecekken, bir kere daha silkinirsin. Bu da geçer dersin; ödersin, gömersin hayatı. Başın tekrar diktir.

Aradan bir kaç yüz sigara paketi, onlarca litre kahve daha geçer. Yepyeni insanlara merhaba demeye devam edersin. Kimsenin beyaz atlı prensi değilsindir. Zira sen kalbini gömeli çok olmuş, üzerinden çok şehirler geçmiştir. Bir derdin yoktur onunla. Salarsın kendini. Kilo yüklenirsin bedenine ısrarla, sokağa işin yoksa çıkmazsın. Sosyal sınıfını terkedersin. Teknoloji ve kodlar dostundur. Ekran ardı organizmalara dem vurursun. Birileri kendini sana ekler, sen kendini yalnızlığa eklersin bu sürede.

Aradan biraz daha geçer. Bir gün ansızın yine geçmişten bir dosya gelir. Hiç bilmediğin, almadığın, alo demediğin bir hat dikilir karşına. Borçlusundur yine. Bir kere daha sinir krizleri geçirirsin. Artık kendinden şüphe etmeye başladığın dönemlerdir bunlar. Lan yoksa, ben 2 hayat mı yaşıyorum birbirinden habersiz? Dersin işte.

Sakinlik zamanıdır. Bir kere ölmüş bedeninden çıkma zamanıdır. Çabalarsın. Geçmişinle, aklınla, kendinle savaşın bir daha başlamıştır. Kaçıncı raundudur bu kavganın kim bilir? Seni senden iyi kim bilir, bilemezsin.

Bir kere daha herkesten uzaklaşma, susma, durma, zamanı duvarda bırakma zamanıdır. Tanıdığın tüm iyi ve kötü iyi insanlara teşekkür edip, içe dönme zamanı gelmiştir.

Kolundaki saatle beraber durur senin için zaman. Ne müzik, ne film, ne kitaplar keyif vermez. Bilirsin.

Kendini kendine ispatlama zamanıdır. Bilirsin.

Daha ne çok şey vardır bildiğin de bir aptalı oynarsın en büyük paranoyanda yine. Aklında dönüp duran tek şey şudur artık :

“Zekanı aslında çoğu zaman aptal numarası yaparak kullanıyorsun. Herkesin daha akıllı görünmeye çalıştığını bildiğinden, herkesle oynuyorsun. Bu senin yeteneğin, gücün, her zaman kazandığın nokta. Çok fazla kişiden, kat kat zekisin oysa ki… Dedi bir ses ve sonra ekledi : Serkan! bunu yapma. Bu cidden sinir bozucu”

Herşey yoluna girdiğinde bunu yeniden anımsamak dileğiyle…

Ben gidip bir öleyim, sonra görüşelim…

Serkan Çakmak

 

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım… Haydi bakalım