Bir Seçimin Anatomisi

Aylar, haftalar, günler ve sonunda saatler derken… Bir 12 Haziran masalı geldi, geçti ve bitti. Sonucu çok çok önceden belli demiştim. Sonuç belliydi. Yine de umudunu koruyan, belki bu sefer bir şeyler değişir diyen nicelerini gördüm. Olmadı, olamadı.
Adamlar verdiği sözleri tuttular. Geleceğiz, daha da güçleneceğiz, yine tek başımıza iktidarız dediler. Geçen sene hatta o kadar iddialı konuştular ki %50 üzerine çıkacağız dediler. Belki tam %50 değildi ama sayılabilir oyun yarısını aldılar. Bu saatten sonra sövmeye, hakaret etmeye gerek yok. Adam gibi çıkıp tebrik etmek ve saygı duymak gerekir.

Adnan Menderes ve Süleyman Demirel’den sonra böylesine bir oy çoğunluğunu ilk görüyor bu ülke. Başardılar. Seçmene kömür dağıtmalar, yardım sözü vermeleri, beyaz eşyalar vs. Geçelim bunları. Sonuçta adamlar çok çok iyi çalıştı seçim maratonunu. Gerek gençlik kolları, gerek kadınlardan oluşan ekipleriyle yılmadan çabaladılar. Konuştular, anlattılar, sen çobansın, sen cahilsin demeden herkesten oy istediler. Gittikleri yere ve kişiye göre konuşmasını bildiler. Tebrikler.

Büyük bir çoğunluk Kemal Kılıçdaroğlu ve çetesinden medet umdu. CHP, yani Ata yadigarı parti. Olmadı, olamadı ve hatta olamazdı. İnsanın aklında bin bir türlü soru işareti bıraktılar. Seçimin bir savaş olduğunu biliyorlar evet, ama yanlış oynadılar.

İnsan düşünmeden edemiyor tabi. Bir Kemal Kılıçdaroğlu furyası aldı başını gidiyor. Elinde belgeler, dosyalar, önüne gelen çemkiriyor. Ayrık otu gibi bir anda bitiverdi siyasete. Soran da yok : Kardeşim bunca bilgi, belge vardı elinde, bunca zamandır neredeydin? Kısaca şov yapmanın bir türevi olarak düşünüyorum.

Ve dikkat ederseniz eğer bu işin bir takım oyunu olduğunu bir türlü dile getiremiyor. “Ben yaptım, benden sonra oylar yükseldi” diyor. Kısaca biz diyemiyor. Eğer ki seninle beraber yürüyecek insanları yok sayarsan, kendisini nimetten sayarsan, kaybedersin. Bu iş bu kadar basittir.

Kalkar da bu ülke bütünlüğü tehdit edecek bir vaadde bulunursan, bir oy uğruna, doğuda Kürt halkına özerklik sözü verirsen, bu ülke halkı da seni seçim sandığına gömecektir. Ki öyle olmuştur. Daha fazla oy alacakken, kendi bacağına sıkmışsındır.

Zira bu ülkenin sınırları, yönetimi bellidir. Bir özerklik durumu, zaman içinde kendini vilayet-i sitte dediğimiz lozan öncesi yaşanan duruma döndürecektir. Farkında değilsiniz belki ama 30 yıldır çabalanan bu oyuna resmi bir çanak tutmuşsunuzdur. Kaybetmişsinizdir.
Gelelim Devlet Bahçeliye… Seçim kozu olarak yıllardır kullanılan sadece idam vardır. Asacağız, asacağız, asacağız. Tamam, güzel. Bu konuda kimsenin itirazı yok. Neredeyse her evden bir şehidi var bu ülkenin, ancak başka da yaptığınız bir iş yok. Geçmişten, üniversitelerden gelen bir antipatiniz var. Mezun olmuş, hayata karışmış binlerce insan, sizin yüzünüzden kaç kere dayak yedi? Kaç kere tehdit edildi. Bir düşünün. Küpesi, sakalıi kotu, tişörtü, dinlediği müziği yüzünden, kaç insan sizden nefret etti? Geçmişte yapılanlar sonsuzlukta yankılanır. Bu yüzden bu halkı yine ikna edemediniz.

Ve asıl tehlikenin şu an kimse farkında değil. Bu seçim aslında ne AKP’ye, ne CHP’ye, ne de MHP’ye bir katkısı olmadı. Asıl başarıyı maalesef BDP ye yaramıştır. Bazı illerde millet vekili sayısı arttırılınca ve seçime BDP bağımsız adaylarla girince, BDP meclise 36 millet vekili dönmektedir. Asıl problem şimdi başlayacaktır.

Meydanlar karışacak, milletin meclisi karışacak ve daha çok para alıp devletten, daha çok sorun yaşatılacaktır. Ve bunun sorumlusu da aslında kendi önünü zamanında açan Recep Tayyip Erdoğandır.

Düz mantıkla %50 oy oranı alan AKP, her 2 iki kişiden birinin oyunu almış görünmektedir. Aslına bakarsanız nüfusa göre her 4 kişiden biri AKP ye oy vermiştir. Bu da bir başarıdır. İyi, kötü, yanlış diye yargılamak gereksiz artık.Başarmışlardır ve bu kaçınılmazdır.
Uzun yıllar sonra böylesine bir oy süpürme görülmemişti ve şimdi çok çok daha ağır misyonla görevlerine devam edecek bu adamlar. İzleyip, bekleyip göreceğiz.

Bir süre bunları konuşacağız, tartışacağız. Sürekli gündemi değişen ülkemizde konumuz AKP ye oy verenlere hakeret etmek olacaktır ki bunu dün gerek Twitter, gerekse Facebook sitelerinde görmeye başladık.

AKP ye oy verenleri cahil, örümcek kafalı, yobaz olarak yorumladık. Ağza alınmayacak küfürler sarfetmeye başladık. AKP’ye oy verenler beni silsin diyenler mi dersin, Avatarlara Atatürk resimleri koyanları mı, yoksa 10-20 yıllık dostlukların sert tartışmalara dönmesi mi?

Ne dersek diyelim, 2 gün sonra ne yaptığımızın, ne söylediğimizin farkına elbet varacağız. Ne konuşursak, ne söylersek söyleyelim, anlık öfkelerin ağır olduğunu da anımsayacağız. Tebrik edelim, bükemedik bileği, öpmeyelim ama ellerini sıkalım. Böyle öğrenmiş olmalıyız büyüklerimizden.

Ve düşünelim. Önümüzde 4 senemiz var. 3 dönemdir bir şey yapamadıysak, demek ki hata bizde. Nerede yanlış yaptık ve nasıl ayağa kalkarız diye. Bu toplum cahil, salak veya sığır değildir. Birbirimiz kırmadan…

Siyasiler gelir geçer, yine başbaşa kalırız, değil mi?

Serkan Çakmak
13-06-2011

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım… Haydi bakalım