366. Gün

Herkesin takviminde gelecekten veya bir önceki yıldan böyle borçlanarak aldığı günler vardır. Lakin burada öyle bir durum yok. İlk gün yazmak yerine bir önceki sezonun poposuna bir eklemenin lezzeti bu klavye şıklatırken. 365 gün tamamlandı dün. Hatta dün 366 diyordu takvimler. Yani ben, yani nisan ayı, yani koç burcu ve yani nüfus müdürlüğü “Mumlara Püf De” vaktidir diyordu.

Velhasıl bir yerden sonra mumları üflemenin, insanlara teşekkürler diyecek olmanın, gereksiz ve sahte tebessümlerin boş geldiğini anlayabiliyor insan. Geçen sene tam da bugün yazmışım bir benzerini zaten Doğdum ve Devam Ediyorum O zamandan bu zamana baktığımızdan değişen çok fazla bir şeyin olmadığını, daha doğrusu ileriye olayları taşıyamadığımı görebiliyorum. Bir insanın kendini ve çevresini bilmesi; buna rağmen bilmemezlikten gelip, bunu bir oyuna çevirdiğimi de herkesten iyi biliyorum.

Şöyle diyordu artık hiç konuşmadığım bir kadın : “Zekanı aslında çoğu zaman aptal numarası yaparak kullanıyorsun. Herkesin daha akıllı görünmeye çalıştığını bildiğinden, herkesle oynuyorsun. Bu senin yeteneğin, gücün, her zaman kazandığın nokta. Çok fazla kişiden, kat kat zekisin oysa ki…” Eh bu da bana yeter zaten. Herkesin akıllı olmaya çalıştığı bir yerde dipte oturup, çay içmek kadar güzel bir eylem yoktu. Ki çayı sevmem kabul edelim, biz şu an kahve diyelim 🙂

Her neyse…

Adım adım askere gideceğim diye kendimi hazırlarken; en iyi dostum (sanırım tek dostum) sevgili biraderimin sponsorluğundan bedeli ödenmiş zamanlar diyerek, U dönüşü ile postal bağlamadım hayata. Hani fırsatım olsa, seçim hakkım olsa onun “Bedelli” yapması tercihimdi. Lakin “Olmaz Öyle Şey” dedi bir başabakan. 30 olmak gerekliydi…

Sonra insan kıyımı vardı ömrün 30. sezonunda. Eski arkadaşların tümünü geçerli sebepler dahilinde eledim bir bir. Evlenenler, hayatına birini sokup kendini peygamber zannedenler, sadece işi olduğunda arayan 15 yıllık arkadaşları sildim bir bir. Ve bir baktım ki dün e-posta adres defterime, msn listeme, telefon rehberine… Arayacak isim yok, her birinde “Evde Yoklar” yazıyormuş şimdi. Hani var olanları da dürtüp, rahatsız etmeye gerek yoktu. Olması gereken oldu.

Güzel oldu…

Bir pasta kesmedim, mum üflemedim ki nefesim kıymetlidir. Boşa üfürmemeliydim 🙂 Evde aile ile Fenerbahçe maçı izlemenin güzelliğinde bitirdik bir döngüyü daha. Arkasından House MD, Hawaii Five-O, Bones, The Finder ve Criminal Minds diyerek sabahı ettim bir kere daha.

Şimdi kalkıp da “Mutlu Yıllar” diye yalandan yere gülümsemeler istemiyorum ben. Beni tanıyan, bilen insanlar zaten ne yapılacağını bilenlerdir. Bilmeyenleri de gizlilik politikası dahilinde ben yola getirmişimdir.

Eğlenmenin tadı… 31. yaşa merha deme anı. Kendime, sadece kendime bir şarkı…

Serkan Çakmak

Editör Serkan Çakmak

Fenerbahçe, Teknoloji, Müzik ve Dizi üzerine yazmayı severim. Her fotoğrafı değil, anlamı olanları seçip, sizlerle paylaşırım. Siyaset üzerine pek yazmıyorum, sonra alınıyor zeka küpürleri. Korsan Basınım... Haydi bakalım