Follow remphin on Twitter

Sayfalar

Son 10 Şey

Kategoriler

Spam Blocked

Etiketler

Ücra

28th Haziran 2010

ücra

serkan çakmak - ücra

serkan çakmak - ücra

şimdi ben gidiyorum
senden en uzak, en ıssız
senin olmayacağın en türkçesiz isimsiz kentlere…
adının, tadının, resminin, sesinin
kısacası seni hissedemeyeceğim yerlere gidiyorum…

kendimden kendimi çıkarıp asarak bir musalla taşına
bedenimi yalınayak köşelerine taşıyorum
bir tek atıp dağılmak adına…
merhaba istiklal
barlar merhaba…

kokun kalsaydı bir bardak şarap sadeliğinde
onu da bırakırdım…
zapataların ateş suyunda yok olmaya giderdim…

serkan çakmak – 911

09-08-2009

01:50

ücra

avazım çıktığı kadar sussam sana… 5

avazım çıktığı kadar sussam sana… 5

avazım çıktığı kadar sussam sana… 5

1. bölüm için buraya tıkla

2. bölüm için buraya tıkla

3. bölüm için buraya tıkla

4. bölüm için buraya tıkla

adam : hüznün adı ss olmuş aynadaki suretle

kadın : bir açıklanamazlığı yaşamak… işte böyle nedense.

adam : bunu daha önce nasıl farkedemedim?

kadın : neyi

adam : yüzündeki o sert ifade öfke değil, sadece acı…

kadın : rüzgarda salınan duygular dize gelir mi? acı rüzgarda dinginleşir mi ki? kaç parça şimdi? hadi anlat içinde saklanan acını. benim ki zaten yüzümde saklı.

adam : ikiye parçalandığımı hissediyordum. lanet olsun. adını yazacak kadar dokunamamıştım dudaklarına. protez denemelerde yok oluyordum sana…. iki kalp arası ezilip, iki ktıa boyunca ayrıydık aynı gökyüzü altında…

kadın : gecenin öbür yanı kadar ıslağım. hep ağlamaklı bir yanım. yalnızlığın izleri sanki tam bana uyuyor gibi. sen protez denemelerden sentezler yaratırken… ben koltuk değneklerine tutunup, kendi içimde koşturuyorum.

adam : gözyaşının sansürü yok ki zaten. tenini ne kadar ıslatabilir ki? kağıt mendilin hırçınlığında son bulmaz mı çığlıkları? ama içindeki o kısır döngünün yarışı… işte o mesele biliyorum.

kadın : nereye kadar gider?

adam : ruhu didiklemek nedir bilir misin?

kadın : bir ruhum yok…

adam : o halde neden hala buradasın? neden gitmiyorsun? ve bu konuşma neden hala sürüyor?

kadın : ben…

adam : bir ruhun var. tuhaf olanın çekimindesin. sen de sustuklarını dökme eğilimindesin. içinde cümle olamamış onca kelimeyle dikiliyorsun karşımda. gecenin bu karanlık saatinde yoksa ne işin var hala bu sahil kasabasında.

belki eski bir yalanı anlatmak istiyorsun. anlat. eminim onu bile çok güzel anlatırsın gülüşü güzel sesinle. içindeki geceyi anlatacaksın belki de…adımların sık ve mavi olsun mümkünse. kalp kırıklıklarını nereye kadar saklayabilirsin ki zaten. kokulara, seslere, renklere dokun da anlat içindeki boşluğu…

kadın : senin kadar yaslanamam sözcüklere…

adam : hiç mi deniz kabuğu biriktirmedin? hiç mi kuzey yıldızından bir aşk tutmadı ellerin? tüm nevrotik inançları hiçe sayıp,derinlere daldıkça daha da bir güçlenir aklın bedeni taciz eden düşüncesi. işte ben o ruh didikleyen düşüncelerdeyim.

her zaman biriminin, her yaşanmışlığın ölümlü olduğunu seninle öğrenme niyetiydi düşüncelerim. gerçekten istediğim sen değilsen,ne diye aklımın odalarında yankılanıyordu ismin? ne diye senin gibi kabuk tutması gereken bir yarayı kaşıyordum?

“hiç bir şeye güvenemezsen,buna yani bize inan” diyor bir ses. ancak öyle bir sorun ki bu düşünce, biz diye bir şey hiç olmadı. ayrı ayrı cümlelerde, mısralarda, hikayelerde kahramanlardık. her şey olduğu yere düşüyordu ve güneş soğuk,yldızlar siyahtı.

söyle şimdi : kaç tövbe bozdun sen tanrıya verdiğin sözlere inat… kaçıncı yanılgında buldun sevap sandığın günahını… ve sen kaç hecelik bir kelimeydin dudaklarda…

hatalar konsorsiyomuna mı reserveliydin yoksa davetsizce mi çıktın geldin cehennem ateşinden düşlerime? kelimelerin sınırı yok dudaklarda. susmak en zor eylem, konuşmaksa korkularımız aslında. yasal bir günahda dök gözyaşı sessizliğini, ben duyayım sadece… ya da sus yine her zamanki gibi, üşümeli yeniden ölüm gibi…

kadın : sen tam aşık olunası birisin…

adam : ne kadar geç kaldık birbimize… günlerin dökümü yap şimdi ikimiz için.

devam eder belki…

serkan çakmak – silüetsiz yazışmalar serisinden

5 haziran 2010 / 22:50

(daha fazla…)

avazım çıktığı kadar sussam sana… 4

avazım çıktığı kadar sussam sana... 4

avazım çıktığı kadar sussam sana... 4

1. bölüm için buraya tıkla

2. bölüm için buraya tıkla

3. bölüm için buraya tıkla

5. bölüm için buraya tıkla

kadın : neden yüzüme bakmıyorsun?

erkek : dikkatimin senin göz alıcı gülümsemenle dağılmasına katlanamam.

kadın : nereye gidiyorsun?

erkek : gözlerin beni daha çok zehirlemeden önce gitmeliyim ve yüzünün gerçek güzelliği karşısında…

kadın : beni de götürmeye korkuyor musun?

erkek : güzelliğinden daha zorlayıcı bir şey varsa o da ateşin.

kadın : yanmaktan korkuyor musun?

erkek : kendimi ateşine atmayı düşlüyorum… çok soğuk ve çok sıcak.

kadın : kaç kalbi ezip geçmek gerek o ateşte beraber yanmak için?

erkek : bunun için, tek bir şans için bile ölmeyi göze alabilmişken, şimdi gözlerine bakamamak senden ve senli benli gerçekliklerden kaçmak gerekiyor. çünkü, sen yeni bir sayfaya sıcak mürekkep döküyorsun. sil baştan hikayeler yazıyorsun. kendimi ateşine atmayı düşlüyorum ama dediğim gibi çok sığak ve çok soğuk… bu tıpkı çocukluğumuzda bir oyun gibi.. yaklaştıkça ısınıyor, durdukça soğuyor. bir bakışla yıkılıyor dünyam.

kadın : hayatımızda, hala eskileri severken yeni insanları sevmekde mümkündür. zor olan şey, hayatta her zaman seninle olacak zannettiğin insanları arkanda bırakarak devam etmektir. basit yaşarken zorlukları istemeyi öğretmiştin bana. benim tanıdığımı sandığım adam, sen değilmiydin yoksa?

erkek : o halde dinle… seni bir düş içine düşüreyim şimdi.

benliğim beni yırtarken, yağmur gibi trajedi ve yeni duygular gelir.fırtınada nefes almak isterim,aşıklar gibi öpmek isterim,okyanusunda yüzmek isterim…. bir müzikle irkilmek ansızın yine… ne de çok birikmiş isteklerim.

önce viyonun sesi yankılanır içinde.yanık ve derinden acıtır seni.hatta alır, ıssız bir sahil kasabasına götürür.ardından piyano bateri elektro beraber hükmedecek gecene.düşlere açılacak aklın. sesim hafif boğuk ama tırmalamayacak seni.sözlerimin bir yerinde önce tenine sonbahar düşecek.sen müzikle yürürken, aklın da en son kışa düşecek…

üşüyeceksin. içinde anlamsız bir sarılma isteği…herşeyin sustuğu bir anda nefes nefese değecek ve günün en güzel yerinde noktalacak dış sesler…kasabaya doğru vuran 2 kalp çarpıntısı. herkes nefessiz kalacak böyle bir gece için…
emin misin kadınım…

kadın : sanki göğsümde kocaman bir delik açıldı ve içime buz gibi hava doluyor… yanarken üşüyorum.

hikaye elbet bir ara devam eder…

serkan çakmak - silüetsiz yazışmalar serisinden

30-05-2010

14:17

avazım çıktığı kadar sussam sana.. 3

avazım çıktığı kadar sussam sana… 3

avazım çıktığı kadar sussam sana… 3


1. bölüm için buraya tıkla

2. bölüm için buraya tıkla

4. bölüm için buraya tıkla

5. bölüm için buraya tıkla

avazım çıktığı kadar sussam sana… 3

adam : çok sabırlıyımdır.

kadın : aslında harika bir adamsın ama…

adam : ama… işte bu şekilde başlayan cümlelerden nefret ediyorum.

kadın : seninle birlikte vakit geçirmeyi seviyorum.

adam : sorun değil söyleyebilirsin. önemli değil, fazlasıyla alıştım bu cümleleri duymaya. gerçekten… sadece arkadaş olmamızı istiyorsun.

kadın : arkadaşlığımız çok hoşuma gidiyor. ama sen daha fazlasını istiyorsun.

adam : bunun için kendimi kötü mü hissettireceksin? dedi ve sessizliğe büründü dünya…

işte öyle zamanlar var ki o dialoglar hiç bitmesin ister insan. avaz avaz konuşmak, sonra çığlık çığlığa susmak… bir yerlerde bir adam kendini kötü hissediyorsa,mutlaka bir kadın yüzündendir.

hayatta bildiğim en güzel ilişkiler güzel arkadaşlıkların sonucu ortaya çıkmıştır. bir adam ne kadar sabırsızsa aslında kadın o derece kaçar, o derece susar. zira emin olma niyetindedir kadın. çünkü hayatındaki önceki adamlar yaraları ve izleriyle çekip gitmiştir.

adam : bu hafta bir gezi var şehir dışına. yanımda birisinin gelip gelemeyeceğini sordular. sen birlikte gitmek istediğim tek insansın.

kadın : beni davet mi ediyorsun? arkadaş kalalım ne demek bilmiyorsun sanırım.

adam : bu bir buluşma değil veya çıkma teklifide… sadece…

kadın : sadece ne?

adam : gezinin bir önemi yok. birlikte vakit geçirmek istediğim kişinin sen olduğunu anladım. sanki ruhumun, bedenimin ve gelmemiş bir geleceğin büyük parçası sana ait gibi. eğer arkadaş kalmamız bunu sağlayacaksa, tamam arkadaş kalalım. varsın arkadaş olalım.

kadın : bu kendini hassas göstermek için sinsi bir erkek planı mı yoksa?

adam : asla böyle hassas olmam. dedi adam ve o an renklere büründü dünya…

el ele tutuşmak… çok sade, samimi, kimi için rahatsız edici içten eylem… dudaklar birbirinden ayrıldığında ki renklere bürünen dünyanın büyüsüdür bu, eller bir şekilde usul saadetle bulurlar kendilerini.

elele tutuşan, ne yapacaklarını bilmeyen, ikisi dışında herkes için yasak, yanlış ve kıskanılası bir ahengin parçalarıydılar artık.sessiz sedasız bir gece yarısı tahmin edilemez bir yöne giderken bu hikaye yine kendini yarınlara bıraktı…

yalancı peygamberlerin sonunun geldiği bu dünyada, tanrı sevmeyi bilinlerin dudaklarına yeni ayetler yazdırıyordu…

devam eder…

serkan çakmaksilüetsiz yazışmalar serisinden

23-05-2010 / 21:14

(daha fazla…)

avazım çıktığı kadar sussam sana… 2

avazım çıktığı kadar sussam sana…

avazım çıktığı kadar sussam sana…

1. bölüm için buraya tıkla

3. bölüm için buraya tıkla

4. bölüm için buraya tıkla

5. bölüm için buraya tıkla

avazım çıktığı kadar sussam sana… 2

kadın : kalbini dünyaya adamış bir adam değil benim aradığım. belki evrende bir yerlerde üşüdüğümde beni ısıtacak, acıktığımda doyuracak ve ara sıra dansa kaldıracak biri vardır.

adam  : her hangi bir adam, her hangi bir zamanda bunları yapabilir. geçici tatmin duygusuysa aradığın eminim bir yerlerde vardır. ama ben o her hangi birilerinden değilim

kadın : biliyorum. bu yüzden her hangi biri için gölgem gölgene karışmadı…dedi usulca…

bazen bir şeyler çok korkutucu olabilir. hemde fazlasıyla ürkütür insanı. o iç sesin akıl ve kalp arasında yankılanışıdır bu. savaşılmayası bir şey değildir elbette. zira insan olmanın doğasıdır bu.

adam : kendime bazen diyorum ki, orada bir yerde bir kadın beni seviyor. beni düşünüyor. tıpkı benim yaptığım gibi, uzaklardan cesaretini yolluyor.

kadın : sessizlik kadar aşık olmak bu olsa gerek…

adam : sessizlik sadece kulağımızın ses aralığının dışında sesin yayılmasına verilen ad. öyle bir şey yok. çok iyi dinlersen, kilometrelerce öteden başka bir kalbi duyabilirsin. işte o an o kişiyi yanında hissedersin. bu seni daha güçlü kılar.

kadın : senden nefret ediyorum…. dedi kadın.

ki belki de haklıydı. ona göre tüm iyi cümleleri hayattan çalan bir yanı vardı adamın. tüm yazarlar, şairler güzel cümleleri çalıp, sayfalarca dökerken, geride çok bir şeyler bırakmıyorlardı.

adam : nefretin bir yük olduğunu herkes bilir. nefret ve sevginin ince bir çizgi olduğunu da bilirler. ancak nefret de yoktur. bu varolan bir duygunun boyanmış halidir. sevgidir. özünde sevmektir.

kadın : sen nasıl bir adamsın?

adam : mevcut durumlara alışamayan bir adam düşün. bir adam yarat hayalinde… mum ışığında bir akşam yemeğinin ardından dans edebildiğin, kollarında sıcaklığında uyuyakaldığın ve güne aynı şekilde günaydın dediğin bir adam düşün… çekici nesnelerin gecesi diyelim biz buna. çifte övgü düşürelim kağıda… kadın ve erkeğe metiyeler düzercesine hayal et şimdi. işte ben o hayaldeki karakterim.

kadın : peki ya ben? beni bana anlatabilecek cümlen var mı?

adam : kısıtlı zamanların en güzel yanı gerçekten tanıyabilme yetisine sahip olmaktır.yeterli süre olduğunda herkesi tanıyabilirsin ve hatta masaldaki gibi şirinlere bile erişebilirsin. dediğin gibi önemli olan seni sana bu kadar kısa zamanda anlatabilmek…

kadın : sanırım şansım yok gibi… dedi kadın ve dudakları düştü önce, sonra yüzü asıldı hafifçe…

bir hikaye ortadan kırılmaya başlayacaksa orada sonlandırılır. ancak bu hikaye kırık bir ortadan başlıyordu. kadın bir başka hikayede bizli cümlelerdeyken, adam hiç bir hikayenin hiç bir yerinde sadece benli cümlelerine yazılıyordu. işte bu noktada kırık bir hikayenin orta yeri gibiydi hayat…

yazmanın zor geldiği zamanlar vardır, cümlelerin yönsüzlüğü, kalemin bir türlü kağıt tutmazlığı ve en önemliside doğru ifadelere nokta koyamama korkusu vardır. hiç biri olmadı.anlattı sadece sadeliğiyle…

adam : sende tuhaf olanın çekiciliği var. nasıl derler, hani böyle olmazlar misalidir bir şey. engellidir, bilirsin ama yine de çeker seni. içinden bir ses yürü git der… böyle anlam arayışında bir çekim gücü var. bir de şubatı haziran yapan havan var. bir gülüşle aydınlanan gece düşün, ay kendi ışığına saklanırken, senin gülüşünde ışıldayan bir gece… beni benim yerime bağışlayabilecek kadar güzelsin… nesin kimsin, hoşgelmişsin…

kadın : bir çoğumuz parçalanmak için bir araya gelirken, sen daha önceden neredeydin? dedi tekrar ve tekrar kadın…

zamanın bir yerinde hayat sıradanlaştığında bir kadın üzülür ve bir erkek bir kadının göz yaşlarını dindiremediğinde kalıbına tükürmek gerekir. işte bu noktada ortaya çıkan denklem sonucu aşk mıdır?, sevgi midir?

hayatla bir kadın arasına sıkıştığında kelimelerim, yazmak zor gelir… bilirsin demek ya da bildiğini sanmak değil şu an işim… sadece düşünmek ve beklemekten ibaretim. kişisel felaketim bilinmezliğime cevap verecek kişinin yine kendim olmasından kaynaklıdır benim.

sıkıntılı bir gece daha sonsuzluğa doğru bir adam ve bir kadın hikayesinde yol alırken, yorulur parmaklarım, düşerim…sessiz sedasız bir gece yarısı…. sadece giderim…

serkan çakmak – silüetsiz yazışmalar serisinden

21-05-2010 / 23:50