Sayfalar
Son 10 Şey
- Fenerbahçe ve 5 Şubat Maçları
- Fenerbahçe – Beşiktaş Maç Öncesi Son Detaylar
- Hafta Sonu İddaa
- Android İçin Hava Durumu Uygulaması
- Samsunspor – Fenerbahçe Maç Öncesi Son Detaylar
- Lady Antebellum – Need You Now (2010 Remix)
- Dolores Moran (1924-1982)
- 29 Ocak Gecesi Twitter Kayıntısı
- Fenerbahçe – Mersin IY Maç Öncesi Son Detaylar
- iOs ve Android İçin Photo Editor : Aviary
Kategoriler
- Altyazı Çevirilerim
- Bilgisayar Destek Ünitesi
- Düşünce Pompası
- Edebi Kayıntılarım
- Eğlenceli Fotoğraflar
- Eski 45likler
- Eskiden Böyle Şeyler Vardı
- Fotoğrafik Pompa
- Gereksiz Yazılar
- Güzel Şeyler
- Güzel Söz Dediğin
- Heber Pompası
- İndir Kuyusu
- İnternet Destek Ünitesi
- Istasy10
- Karikatür Komedya
- Makale Gibi
- Mobil Teknoloji
- Müzik Defteri
- Paramedikal Günce
- Pompalamaya Devam
- Retro
- Sanatı Güzel Fotoğraflar
- Sevecen Yazılar
- Sinematografi
- Sportif Kayıntılar
- Teknolojik Hareketler
- Video Mideo
Spam Blocked
Etiketler
Fotoğraf hatrına yazılmışlardan…
oysa benim en güzel hikayemde noktalar yoktu,
hep virgüller konuyordu cümlelere
ve özneler sen diyordu ismin sadeleştiğinde…
şimdi bırak kendini gecenin kollarına
ruhu teslimiyet zamanı…
serkan çakmak – 911
“onun hep değişeceğine inanmak, olduğundan daha farklı birine dönüşeceğini ummak ve tekrar tekrar aynı yanlışın etrafında dönmekle geçiyordu zaman. değişime kendine inandırmanın zavallığı içinde kendi kendine sadece üzgünüm demekle yetiniyor işte insan.
seni sürekli bir tekrar döngüsü içinde yanıltan birisini sevmek kadar daha kötü bir şey, daha beter bir sevme biçimi olduğunu sanmıyorum…”
bazen böyle saçma sapan notlar düşüyorum geçmişe dair. sonra aradan geçen nice kahve sigara günlerinden sonra, sebepsiz okuyorum. okudukça daha bir boş bakıyorum aynaya. “gerçekten böyle mi?” diye. yaşamadığım ilişkiler, ayrılıklar, hezeyanlar üzerine tepiniyorum. ne de çok sesi var orkestramın!
çevremdeki havayı kokluyorum genelde. onları dinlemek, seyretmek ve hatta duyamadığımda repliklerini yazmakla geçiyor zamanım. kendimi onların üzerinden iğnelemek gibi bir şey bu. ifademi, düşüncemi, hiç var olmamış duygularımı bazen en tanıdık ve bazende hiç sesine değmediklerime yüklüyorum.
çiftlerin birbirlerini kurtarma… yok yok mevcuttaki ilişki durumlarını kurtarmaları üzerindeyim bu aralar. kimilerini görüyorum ki ilişkilerini kurtarmak için farklı mekanlara yol alıyorlar. tatiller, küçük kaçakmaklarla kurtarılacak sandıkları bir döngüye giriyorlar. oysa bilmedikleri günü kurtarmaktan başka bir şey değil.
kiminin elinden süprizler, hediyeler, dalından uçurulmuş çiçekler geliyor. mum ışığında içilesi bir çorba, bıçakla yerle yeksan edilmiş büftek… hatta mum koyun masaya ve biraz da kan kırmızı şarap… sadece anı kurtarmak ve takvimden beraber bir gün daha kopartmaktan başka bir şey değil.
kimisinin elinden konuşmak, sözlükleri dize getirip cümlelere tıkıştırmak geliyor. o zamana kadar susulan ne varsa, kırmadan, suyun doğru yönde akmasını sağlayacak şekilde sarfetme çabasını görüyorum. tedirginlikle olumlu saatlere gitme çabasının dile vurmuş şekli işte.
velhasıl bitti mi bitiyor işte. bugün olmazsa yarın, yarın değilse bir süre sonra… her şey yeniden o eski düzenine, bilindik döngüsüne girdiğinde yeniden sönüyor gülün yaprakları. mevsimler misali, kendini yeniden gösterdiği an değişiyor her şey. bir korunma iç güdüsüyle doluyor insan. sonra bir taraf için diğerine dair “hayallerde yoksun” masalı başlıyor.
yalancı sevmeler zamanı masalları sürüyor işte böyle. lakin insanın içine, aklına, kalbine bir kere düştümü o ayrılık/bitti/tamam fikri… bir kere yandı mı hikayenin sayfaları… hiç bir an eskisi, o ilk zamanlardaki gibi olmuyor.
hiç bir ilişki bir anka kuşu efsanesi olmadığından, küllerinden doğamayacağından, ayrılığın kutsal merasimi başlıyor. gözlerde yaş, eller kendi kendine sarılmış ve dudaklarda siyaha solan cümleler…
izi kalıcı saatler sonunda keskin bir kelime : elveda…
hikaye bitti, bu kadar….
Serkan Çakmak – Birilerinin Yaraları
12.05.2011
04:02
TEŞEKKÜRLER M.G.Ç. – Ufkumu açmışsın bir kere daha (daha fazla…)
avazım çıktığı kadar sussam sana… 7

Serkan Çakmak
1. bölüm için buraya tıkla
2. bölüm için buraya tıkla
3. bölüm için buraya tıkla
4. bölüm için buraya tıkla
5. bölüm için buraya tıkla
6. bölüm için buraya tıkla
adam :
nice zamandan sonra binlerce anı oksijeni tadıyordu
bazıları ilk kez güneşi görmüş gibi gözleri kamaşırken…
dikiş tutmayan cümleler sıralandı ardı sıra
nice merhaba ve elveda birbirine dolandı burada
ve bir kadın gülümseyen sesiyle yaklaştı bana
dudaklarında matemli bir kelime : merhaba…
öykü nasıl başladı biliyorsun işte…
ama tahminince, öyle devam etmedi işte.
zamanın illegal düştüğü, herşeyin sözlük yansımasına küfür gibi baktığı
acıya meyilli hezeyanlarımız vardır hani.
tıpkı tüm gibiler, tıpkı gelmeyen ecel gibi
tanrı katından dönmüş bileklere imzalı jiletten dilekçeler misali
bir kurşun sessizliği odamda…
kadın : sahi, hangi yalana daha çok inanıyordu insan?
adam :
belki bilirsin senli ve benli hikayeleri,
bileşkelerinden ibarettir ve bizdir cümre kıvrımlarında.
ortak paydaların, birlilten doğan yeni gerçekliklerin
aynadaki ifadesinin o olabilmesinin hikayesidir hani…
tek rekatta okunası bir dua gibidir yaşananlar,
itidallerine teslim olan bir akıldır geçmiş zaman
ve içinde boğulası bir gecedir tutuşan eller…
geçmişten gelen tüm bu anılara sarılmalar,
boş yastıklarda uyanmalar
sanki ondan gelecekmiş gibi telefona sarılmalar,
o gelmiş gibi kilitlere sarılmalar,
ardı ardına kör bir gece yarısı sigaraya abanmalardır yalanımız…
kadın : sevmek de mi yalandır?
adam :
iki yürek arası gevişlenmektir sevmek,
ne kadar çok çiğnersen dilini, kalbini
o derece sevmiş gibisindir.
lakin bir adam varmış, bir kadın yokmuş bu masalda dediğinde
protez denemeler, subjektif sevmelerden öte gidememiştir insan.
bile bile lades olmuştur kendisine
tüm acıları camdan faylar olmuştur gözlerine.
kazağın kollarına akmıştır gözyaşları
affı yoktur zamanın,
sadece geçer ve dudaklarını kemiren cümleler bırakır.
miş’li ve di’li hikayelere insan istemese de takılı kalır.
kadın : biyopsilerle geçmez zaman demiştin bana, özneye organ nakli şarttı ya hani…
adam :
gizli bir özneye organ nakli yapılamaz.
göremediğin bir şeye inanabilirsin,tanrı gibi…
sevmek gibi, aklın gibi.
lakin dokunamadıkça, koklayamadıkça,
tadamadıkça… sadece bilirsin.
bir kalp yokmuş dersin
kuzey yıldızın gibi hep aynı yerdedir diyemezsin.
bir özne olsa gizi açılmış
buyur kalbim sende atsın diyebilirsin…
ölmenin zaman aldığı ülkelerden kaçabilirsin o anda işte
ve aşk gibi bakar işte o anda bir kadın.
kadın : var mı peki göz yaşı saflığında bir kadın?
adam :
kumların sahilden denize hızla sürükleniği zamanda
bir gitar ve ateş sesi duyulduğunda…
ya da düşün ki
yıldızların dilek tuttuğu bir saatte gelecek o kadın…
eteğinin sürüyerek
tüm babilin kulelerini yıkarak…
dönüp,kopup gitmenin kolay olmadığı zaman düşün
aşk gibi bakacak tozlu geçmişime,
içimde saf tutan gayri ihtiyarı yalnızlığıma…
ama dedik ya işte…
hikaye bildiğin gibi başladığı işte…
ama daha devamı yazılmadı kitaplarımda…
bir kalp atışının süresi sonsuzluğa bedeldi dudaklarında…
serkan çakmak – silüetsiz yazışmalar serisinden
16-01-2011
02:02
serkan çakmak – 911 / remphin renovatio
hayatın sokakları sadece çilek kokmaktaydı bugün
akıl vanilyada ısrarlıyken…
aşk gibi bir şey düşün,
yalnızlığa gebe saatlerde…
silk üzerimden depresifliği
kaldır yüzümden sinmiş laneti…
böyle değilim,
böyle değildim…
yıkılmaz sandığın fildişi kulende
adımı çağır benim…
mor kaldırımlara düşmeden önce
kahve kokan dudaklara gitmeliyim…
serkan çakmak – 911 / remphin renovatio
avazım çıktığı kadar sussam sana… 6

avazım çıktığı kadar sussam sana… 6
1. bölüm için buraya tıkla
2. bölüm için buraya tıkla
3. bölüm için buraya tıkla
4. bölüm için buraya tıkla
5. bölüm için buraya tıkla
adam :
merhabalara sobelenmiş sıfatlarımızı yazdık bundan 16 mevsim evveli,
yeni değildik, zamana eskitilmiş iki ayrı yüzden ibarettik.
başka bir merhabanın vedasından gelmelerdik.
bu yüzdendir ki adımlarımız küçük,
ağır ve bir sonrakini düşünerek atılıyordu.
kısaca birbirimize olabildiğince gecikiyorduk…
sonra bir gün içimizde çocuksu bir koşma isteği belirdi
dünyanın sustuğu vakitti.
yüzüne baktığımda, onun hislerine
ayak uydurmak gibi bir içgüdü hissettim…
hayvani dürtülerimizin en korunaksız yanı da bu ya işte
merhaba kadınım…
sen bana, ben sana
hoşgeldim.
herkesin şimdi ve sonrası için anımsatıcılara ihtiyacı vardı
zira anılar böyle yapılırdı nörolojik sektörlerde.
sanırım bizim anımsatıcı objelerimiz
yine iki farklı bedenden ibaretti…
kısaca sen ve benliydi kahramanlar…
işte bu içtimai düşüncemiz,
birbirimize bağlanmış basiretimizdi.
hayatın en büyük trajedisi buydu sanırım
bir şeyler sürekli değişmek zorundaymış gibi…
bir sabah uyandım ve güneşli değildi dünya
gidişini boşluklarla kutluyordum
ve diyordum ki kendime :
“haydi sen de haritanın her hangi bir yerinden kaldır kadehini
kendimize sakladığımız haklarımızın niyetine
sözde özgürlüklerimizin şerefine…”
kadın : en büyük hatan bu. çok fazla düşünüyorsun.
adam : işte yine o ses…
kadın : aşk kaybedildiğine ve bu kayıp bana baskın çıktığında…işte o zaman aşkın kuralları gizlenir…
kaos hakim olur ve düzen kaybolur…işte o zaman kalbim aşktan gizlenir.
adam : hiç bir aşkı kaybetmedim. aşka karşı kayıplarım vardı benim.
kadın : ve eminim ki onlarda seni bir hiç gibi sevmiştir
adam : saplantılıyım,odaklanmışım ve hatta belki de yoldan çıkmışım. tanrı bilir…. ama asla yabancı olmadım
kadın : kimse tanıdık gibi davranmadıktan sonra, hiç olmanın ötesinde dokunmadıktan sonra senin yabancı olmamanın
ne önemi kalıyor ki…
adam : bazı kadınlar yüzlerindeki makyaj silinene kadar güzeldir.
yağmurlu bir günde farkedebilirsin ne şekil olduklarını.
ama bazıları var ki… hayatımı beraber geçirebileceğim gibi, sıcaktır.
kadın : zamanın hangi yerinde denk geldin böyle bir aşka, kadına…
adam :
bir zamanlar dünyada en çok sevdiğim kişiyi artık sevmediğimi söylemek,
yalan olurdu.
ama gerçek şu ki hayata devam ediyorsun.
etmek de zorundayız zaten
tüm yaşadıklarımızda tanrının bir suçu olabilir mi,
bilmiyorum.olsa bile;
her hangi bir yalancı peygamberin kitabından
günah çıkartmak kadar kolay olabilir mi sonumuz?
ona da bir cevap veremiyorum.
ama biliyorum ki karanlık gökyüzünü çağırdığı vakit
işte öyle bir gün / vakit
yine burada oturacağız ve sessizlikle aldatacağız zamanı.
işte o an soracağım :
derdime misafir misin ey kadın?
kadın : kimseyi sevemeyecek kadar yaralı olduğunu düşünüyordum. yanılmışım.
adam : iki uzaklığı birleştiren bir başka uzaklığı paylaşacağız elbet bir gün…
o zamana kadar sadece kırık parmaklarım olsun istiyorum.
kadın : ….
serkan çakmak – silüetsiz yazışmalar serisinden
21-11-2010
03:32



