Ayrılık Psikolojisi – Kalmak Mı Zor, Gitmek Mi?

Ayrılık Psikolojisi – Gitmek Mi Zor Kalmak Mı?

Araştırmalara göre, ayrılıklar aslında insanlara korktukları kadar zarar vermiyor.

Çogumuz, ilişkimizin iyiye gitmediğini, aşkın, sevginin kalmadığını bile bile, ayrıldığımızda daha mutsuz olacağımıza inandığımız için ayrılamayız. Böyle zamanlarda içinden çikilmaz bir durumda kaldığımızı hissederiz, ayrılmak mı zor beraber kalmak mı? Ayrılma hesapları yaparken, geleceği görebilen bir falcı edasıyla başlarız ileriye dönük kehanetlerde bulunmaya; ayrılırsam yalnız kalacağım, bir daha kimse beni sevmeyecek veya ben bir daha kimseyi sevemeyeceğim, mutsuz olacağım, tek başima bu hayatla başedemeyeceğim…

İleriye dönük olumsuz çikarimlar yapmak, fikir yürütmek, evrensel olarak bir çok insanın yaptığı bir düşünce hatasıdır. Dr. Burns’ün “falcılık” diye tanımladığı bu düşünce hatasını, sonunun ne olacağını kestiremediğimiz durumlarda sık sık yaparız. “Falcılık” yaparken, maalesef, geleceği bilmemiz mümkün olmasa da, herşeyin olumsuz olacağına dair sonuçlar çikarir ve buna inandırırız kendimizi.

Sınava girmeden önce bir çocugun “kesin bilmediğim konulardan soracaklar” diye kaygılanması veya boşanma arifesindeki bir kişinin “bir daha hiç mutlu olamayacağım” şeklindeki korkuları aslında sadece “falcılık” sonucu ortaya çikan düşüncelerin ürünüdür. Bu tip düşüncelere inanan kişilerin gelecek için umutsuzluğa kapılması, kaygılanması ve çaresiz hissetmesi kaçınılmazdır.

Umutsuzluk duyguları, diğer yandan, insanın yapmak istediklerine engel olabilir, cesaretini kırabilir. Ayrılınca mutsuz olacağına inanan kişi ayrılmaktan vazgeçip, mutsuz bir ilişki içinde yıllarını harcayabilir.

Umutsuzluğun yol açtığı endişelerden kurtulabilen kişiler, içinde bulundukları olumsuz durumları daha kolay değiştirebilirler.

Gerçek, çogu zaman yarattığımız ve inandığımız endişe dolu senaryolardan daha insaflıdır. Bunu kendi hayatınıza veya etrafınızdaki insanların yaşadıklarına bakarak da test edebilirsiniz. “Ayrılırsam bu hayatla tek başima başedemem” diyen çogu kişi, ayrılığın ardından, çok geçmeden hayata yeniden sarılmıştır veya “kesin bir daha böyle bir aşk yaşayamam” diyen çogu kişi o “unutulmaz” aşkın ardından tekrar aşik olmuş ve yeni bir ilişkiye başlamıştır.

Geçtiğimiz Mayıs ayında, ayrılıklar ve sonrası üzerine yapılan bir araştırmanın sonuçları, “Uygulamalı Sosyal Psikoloji Bülteni” adlı bir Amerikan dergisinde yayınlamıştır. Ayrılık planlayan kişilere ayrılmadan önce ve ayrıldıktan bir süre sonra bir anket düzenlenmiş ve bu kişilerin ayrılığa dair duygu ve düşünceleri saptanmıştrr. Araştırmanın sonuçlarına göre, ayrılıklar, insanların hayatlarını, korktukları veya zannettikleri kadar kadar kötü etkilememiştir. Hatta, ayrılan kişilerin hayata eskisi gibi devam etmeleri umduklarından çok daha çabuk olmuştur.

Yukarıda bahsedilen araştırmanın da gösterdiği gibi “falcılık” yapmak aslında bizi gerçeklere götürmüyor, tam tersine gereksiz endişelenmemize neden olur. Bu nedenle, umutsuzluğa yola açan olumsuz düşünceleri gerçekçi bir şekilde tekrar tekrar gözden geçirmek gerekir. Yürümeyen bir ilişkiyi bitirmek veya sürdürmek kararını veririrken de ortaya çikan düşünceler sınamalı, “falcılık”tan kaçınılmalı, verilen kararların altında yatan nedenler ortaya çikarilmalidir.

Ayrılmak dünyanın sonu değil

İlişkiyi bitirmekte tereddüt yaşanıyorsa bu tereddütün sebebleri de gerçekçi olarak değerlendirilmelidir. Bazı çiftler çocuklar yüzünden yürümeyen bir ilişkiyi sürdürmeye çalisirken, bazıları da ekonomik sebeplerden ayrılamazlar. Bununla beraber, bir ilişki içinde karşinızdaki kişi size mutluluktan çok mutsuzluk, kızgınlık ve hayal kırıklığı gibi duygular yaşatıyorsa, sizi kullanıyor veya istismar ediyorsa ve siz hala ilişkiyi bitirmeye cesaret edemiyorsanız, büyük bir olasılıkla ayrılınca daha mutsuz olacağınıza ve hatta bunun başedilmesi mümkün olmayan bir acıya dönüşeceğine inanıyorsunuzdur. Unutmayın ki insanlar hiç ummadıkları acılarla başedebilecek donanıma sahiptir.

Çift terapisti Dr. Berman, mutsuz ilişkileri bitirmeye karar verenlere şu tavsiyelerde bulunmuştur: Ayrılma süreci dramatik ve uzun olmamalı, dürüst, açık ve kısa olmalıdır. Ayrılmak için yapılan konuşmalarda karşinızdakini acıtmak, hınç almak, suçlamak gibi duygularla hareket etmek yerine, ayrılmak istemekteki nedenler dürüst olarak ifade edilmelidir. Bu konuşmaların tartışmaya dönmesine izin verilmemelidir.

Ayrıca, ayrılık yüz yüze konuşarak yapılmalı ve hiç bir zaman, her ne kadar daha kolay gözükse de, telefonla, internet veya telefon mesajıyla yapılmamalıdır. Yüz yüze yapılmayan konuşmalarda, kişiler kendilerini daha cesur hissedip, yüz yüzeyken söylemeyi tercih etmedikleri sözler söyleyebilirler. Ayrıldığınız kişiyle tekrar karşilaşma ihtimalini de göz önünde tutarak, ayrılma mümkün olduğunca medeni bir şekilde, karşilıklı saygı yitirilmeden yapılmalıdır. Böylelikle, ayrılıktan sonraki karşilaşmalarda taraflar birbirlerine daha kolay “dayanabilirler.”

Her ne kadar zor gözükse de ayrılık dünyanın sonu değildir. Yukarıda bahsedilen araştırmayı unutmayın, ayrılıklar zannettiğimiz kadar kötü sonuçlar getirmez, hatta çogu zaman kişilere daha da mutluluk getirir. Yeter ki siz kendinizi sevin, kendinize güvenin, umudunuzu yitirmeyin ve “falcılık” yapmaktan uzak durun. Diğer yandan, karşilıklı bir kararla ilişkiyi devam ettirme niyetindeyseniz, sevginin hala devam ettiğine inanıyorsanız ama problemlerle başedemiyorsanız, bir çok ilişkinin “onarıldığı” çift terapisine başvurmanız faydalı olabilir.

Ayrılık Psikolojisi – Gitmek mi zor kalmak mi?

Editör Genel Saglik