Sayfalar
Son 10 Şey
- Fenerbahçe ve 5 Şubat Maçları
- Fenerbahçe – Beşiktaş Maç Öncesi Son Detaylar
- Hafta Sonu İddaa
- Android İçin Hava Durumu Uygulaması
- Samsunspor – Fenerbahçe Maç Öncesi Son Detaylar
- Lady Antebellum – Need You Now (2010 Remix)
- Dolores Moran (1924-1982)
- 29 Ocak Gecesi Twitter Kayıntısı
- Fenerbahçe – Mersin IY Maç Öncesi Son Detaylar
- iOs ve Android İçin Photo Editor : Aviary
Kategoriler
- Altyazı Çevirilerim
- Bilgisayar Destek Ünitesi
- Düşünce Pompası
- Edebi Kayıntılarım
- Eğlenceli Fotoğraflar
- Eski 45likler
- Eskiden Böyle Şeyler Vardı
- Fotoğrafik Pompa
- Gereksiz Yazılar
- Güzel Şeyler
- Güzel Söz Dediğin
- Heber Pompası
- İndir Kuyusu
- İnternet Destek Ünitesi
- Istasy10
- Karikatür Komedya
- Makale Gibi
- Mobil Teknoloji
- Müzik Defteri
- Paramedikal Günce
- Pompalamaya Devam
- Retro
- Sanatı Güzel Fotoğraflar
- Sevecen Yazılar
- Sinematografi
- Sportif Kayıntılar
- Teknolojik Hareketler
- Video Mideo
Spam Blocked
Etiketler
avazım çıktığı kadar sussam sana… 4

avazım çıktığı kadar sussam sana... 4
1. bölüm için buraya tıkla
2. bölüm için buraya tıkla
3. bölüm için buraya tıkla
5. bölüm için buraya tıkla
kadın : neden yüzüme bakmıyorsun?
erkek : dikkatimin senin göz alıcı gülümsemenle dağılmasına katlanamam.
kadın : nereye gidiyorsun?
erkek : gözlerin beni daha çok zehirlemeden önce gitmeliyim ve yüzünün gerçek güzelliği karşısında…
kadın : beni de götürmeye korkuyor musun?
erkek : güzelliğinden daha zorlayıcı bir şey varsa o da ateşin.
kadın : yanmaktan korkuyor musun?
erkek : kendimi ateşine atmayı düşlüyorum… çok soğuk ve çok sıcak.
kadın : kaç kalbi ezip geçmek gerek o ateşte beraber yanmak için?
erkek : bunun için, tek bir şans için bile ölmeyi göze alabilmişken, şimdi gözlerine bakamamak senden ve senli benli gerçekliklerden kaçmak gerekiyor. çünkü, sen yeni bir sayfaya sıcak mürekkep döküyorsun. sil baştan hikayeler yazıyorsun. kendimi ateşine atmayı düşlüyorum ama dediğim gibi çok sığak ve çok soğuk… bu tıpkı çocukluğumuzda bir oyun gibi.. yaklaştıkça ısınıyor, durdukça soğuyor. bir bakışla yıkılıyor dünyam.
kadın : hayatımızda, hala eskileri severken yeni insanları sevmekde mümkündür. zor olan şey, hayatta her zaman seninle olacak zannettiğin insanları arkanda bırakarak devam etmektir. basit yaşarken zorlukları istemeyi öğretmiştin bana. benim tanıdığımı sandığım adam, sen değilmiydin yoksa?
erkek : o halde dinle… seni bir düş içine düşüreyim şimdi.
benliğim beni yırtarken, yağmur gibi trajedi ve yeni duygular gelir.fırtınada nefes almak isterim,aşıklar gibi öpmek isterim,okyanusunda yüzmek isterim…. bir müzikle irkilmek ansızın yine… ne de çok birikmiş isteklerim.
önce viyonun sesi yankılanır içinde.yanık ve derinden acıtır seni.hatta alır, ıssız bir sahil kasabasına götürür.ardından piyano bateri elektro beraber hükmedecek gecene.düşlere açılacak aklın. sesim hafif boğuk ama tırmalamayacak seni.sözlerimin bir yerinde önce tenine sonbahar düşecek.sen müzikle yürürken, aklın da en son kışa düşecek…
üşüyeceksin. içinde anlamsız bir sarılma isteği…herşeyin sustuğu bir anda nefes nefese değecek ve günün en güzel yerinde noktalacak dış sesler…kasabaya doğru vuran 2 kalp çarpıntısı. herkes nefessiz kalacak böyle bir gece için…
emin misin kadınım…
kadın : sanki göğsümde kocaman bir delik açıldı ve içime buz gibi hava doluyor… yanarken üşüyorum.
hikaye elbet bir ara devam eder…
serkan çakmak - silüetsiz yazışmalar serisinden
30-05-2010
14:17
sever gibi, öper gibi… tek bildiğin “gibi yapmak” ya hani…
s.ç.

sever gibi, öper gibi...
Bir zamanlar bir A Takımı dizisi vardı. Hani Savaş Ay amcamızın programının ismi gibi. Hoş o da oradan esinlenmişti zaten. Hatırladığım kadarıyla bu özel süper ekibin bir de siyah minibüsü vardı. O yüzden bir ara meşhurdu o minibüsler. Güzel diziydi.Şahsen severdim.

A Takımı
Alf Dizisi
Sevimli uzaylı dostumuz Alf… Kedisever yaratık. Uzayın bilmem neresinden gelen bu tüylü yaratığı sevgili Müşfik Kenter seslendirmişti. Komik bir diziydi. Fazlasını da anımsamıyorum şu an.

Alf
avazım çıktığı kadar sussam sana.. 3

avazım çıktığı kadar sussam sana… 3
1. bölüm için buraya tıkla
2. bölüm için buraya tıkla
4. bölüm için buraya tıkla
5. bölüm için buraya tıkla
avazım çıktığı kadar sussam sana… 3
adam : çok sabırlıyımdır.
kadın : aslında harika bir adamsın ama…
adam : ama… işte bu şekilde başlayan cümlelerden nefret ediyorum.
kadın : seninle birlikte vakit geçirmeyi seviyorum.
adam : sorun değil söyleyebilirsin. önemli değil, fazlasıyla alıştım bu cümleleri duymaya. gerçekten… sadece arkadaş olmamızı istiyorsun.
kadın : arkadaşlığımız çok hoşuma gidiyor. ama sen daha fazlasını istiyorsun.
adam : bunun için kendimi kötü mü hissettireceksin? dedi ve sessizliğe büründü dünya…
işte öyle zamanlar var ki o dialoglar hiç bitmesin ister insan. avaz avaz konuşmak, sonra çığlık çığlığa susmak… bir yerlerde bir adam kendini kötü hissediyorsa,mutlaka bir kadın yüzündendir.
hayatta bildiğim en güzel ilişkiler güzel arkadaşlıkların sonucu ortaya çıkmıştır. bir adam ne kadar sabırsızsa aslında kadın o derece kaçar, o derece susar. zira emin olma niyetindedir kadın. çünkü hayatındaki önceki adamlar yaraları ve izleriyle çekip gitmiştir.
adam : bu hafta bir gezi var şehir dışına. yanımda birisinin gelip gelemeyeceğini sordular. sen birlikte gitmek istediğim tek insansın.
kadın : beni davet mi ediyorsun? arkadaş kalalım ne demek bilmiyorsun sanırım.
adam : bu bir buluşma değil veya çıkma teklifide… sadece…
kadın : sadece ne?
adam : gezinin bir önemi yok. birlikte vakit geçirmek istediğim kişinin sen olduğunu anladım. sanki ruhumun, bedenimin ve gelmemiş bir geleceğin büyük parçası sana ait gibi. eğer arkadaş kalmamız bunu sağlayacaksa, tamam arkadaş kalalım. varsın arkadaş olalım.
kadın : bu kendini hassas göstermek için sinsi bir erkek planı mı yoksa?
adam : asla böyle hassas olmam. dedi adam ve o an renklere büründü dünya…
el ele tutuşmak… çok sade, samimi, kimi için rahatsız edici içten eylem… dudaklar birbirinden ayrıldığında ki renklere bürünen dünyanın büyüsüdür bu, eller bir şekilde usul saadetle bulurlar kendilerini.
elele tutuşan, ne yapacaklarını bilmeyen, ikisi dışında herkes için yasak, yanlış ve kıskanılası bir ahengin parçalarıydılar artık.sessiz sedasız bir gece yarısı tahmin edilemez bir yöne giderken bu hikaye yine kendini yarınlara bıraktı…
yalancı peygamberlerin sonunun geldiği bu dünyada, tanrı sevmeyi bilinlerin dudaklarına yeni ayetler yazdırıyordu…
devam eder…
serkan çakmak – silüetsiz yazışmalar serisinden
23-05-2010 / 21:14
